Hukuk mesleğinde kadın

Özellikle yargı kadrosundaki kadın sayısının erkeklere oranla azlığı ve bazı pozisyonlarda kadınların çok daha az görünür olmaları, her şekilde egemen ataerkil kodların yaygınlığına işaret etmeleri bakımından üzerinde önemli durulması gereken hususlardır.

Yrd. Doç. Dr. Seda Kalem Berk
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Kapitalist ülkelerde kadın istihdamının temel özelliklerinden birisi, belirli bir eğitim, belirli bir uzmanlık hatta belirli bir saygınlık gerektiren mesleklerde kadın sayısının azlığıdır. 20. yüzyılın neredeyse ilk yarısına kadar bu azlığın temel nedenini, kadınların bu tür profesyonel mesleklere girmelerini engelleyen yasal ve resmi engellerin varlığı oluşturmuştur.1 Diğer taraftan, bu tür yasal ve resmi engellerin hem varlığında hem de yokluğunda, kültürel ve toplumsal bariyerler de hemen hemen tüm modern toplumlarda kadınların profesyonelleşmesine set çekmiştir. Bu setlerin, özellikle de kağıt üzerindeki resmi düzenlemelerin pratikte eşitsiz uygulamalara imkan tanımadığı durumlarda, adeta bir “cam tavan” (glass ceiling) gibi tecrübe edildiği öne sürülmüştür.2 Öyle ki, sadece kadınlar değil toplumdaki tüm dezavantajlı gruplar, toplumsal, ekonomik ve siyasi hayata katılımlarında ve bu alanlarda ilerlemelerinde, görünür olmayan ancak birebir tecrübe edilen yapısallaşmış engellerle karşılaşmak durumunda kalmışlardır. Şüphesiz, kadınların profesyonel meslekler içerisindeki oranını ve bu oranın dağılımını, toplumsal ilişkilerdeki kadınlık ve erkeklik kodlarından ve bu kodların ortaya çıkardığı iktidar ilişkilerinden bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değildir. Bu durum, kadınların belli bir meslek alanında çalışma fırsatı elde ettikleri durumlarda dahi üst düzey ve genelde yönetici vasfı gerektiren pozisyonlarda erkeklere oranla çok daha az yer almalarıyla da görünür olmaktadır.

Cumhuriyet tarihi boyunca hiç kadın Yargıtay başkanı olmaması, Danıştay’ın ise bugüne kadar sadece iki kadın başkanı olmuş olması da kadınların yargının işleyişinde üst düzey pozisyonlardaki varlıklarının oldukça sınırlı kaldığını göstermektedir.

kadin-hakim2

Kadınların profesyonel mesleklerde gerek sayısal olarak gerekse de iş dağılımı, yükselme fırsatları ve ücretler anlamında erkeklere kıyasla hala ciddi şekilde dezavantajlı konumda olmaları hukuk mesleği içerisinde de gözlenebilen bir durumdur. Örneğin Türkiye’de, Türkiye Barolar Birliği’nin istatistiklerine göre, bugün kayıtlı toplam 70 bin 332 avukatın yüzde 37’sinin kadın olduğu ancak kadın baro başkanlarının sayısının bu oranı yansıtmadığı görülmektedir.3 Cumhuriyet tarihinin ilk kadın Baro Başkanı olan Av. Nermin Özkaya 1972-1979 yılları arasında Elazığ Barosu Başkanı olarak görev yapmıştır. Bugün ise toplam 86 baro başkanlığından sadece Bilecik, Çanakkale, İzmir ve Tunceli baro başkanlıkları kadın avukatlar tarafından yürütülmektedir. 4 Türkiye’nin en büyük barosu olan ve hatta dünyanın en büyük barosu olduğu ileri sürülen İstanbul Barosu’na ise tarihi boyunca hiç kadın başkan seçilmemiştir.5 Avukatlıkta olduğu gibi hâkimlik ve savcılık mesleklerinde de kadınların üst düzey başkanlık pozisyonlarındaki varlıklarının son derece sınırlı olduğu görülmektedir. Örneğin 1982 yılından beri HSYK’nin hiç kadın başkanı olmamıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca hiç kadın Yargıtay başkanı olmaması, Danıştay’ın ise bugüne kadar sadece iki kadın başkanı olmuş olması da kadınların yargının işleyişinde üst düzey pozisyonlardaki varlıklarının oldukça sınırlı kaldığının göstergeleridir. 6 Diğer taraftan, kadınların toplumsal rollerinin mesleğin talepleri karşısında sıkıntı yaratmasından ötürü de hukuk mesleği içinde belirli alanlarda görünürlüklerinin az olduğu da bir gerçektir. Örneğin Türkiye’de zorunlu görevin yanı sıra aynı zamanda günün her saatinde ve her türlü yerde soruşturma yürütebilmeyi, ifade almayı gerektiren savcılık mesleğinin kadınlar tarafından oldukça az tercih edildiği görülmektedir. HSYK verilerine göre Türkiye’de toplam 7,604 hâkimin yüzde 34’ü kadın iken, toplam 4 bin 443 savcının ise sadece yüzde 8’i kadındır.7

Cumhuriyet tarihi boyunca hiç kadın Yargıtay başkanı olmaması, Danıştay’ın ise bugüne kadar sadece iki kadın başkanı olmuş olması da kadınların yargının işleyişinde üst düzey pozisyonlardaki varlıklarının oldukça sınırlı kaldığını göstermektedir.

Şu noktada önemli bir soru, kadınların genel olarak hukuk mesleğinde ve özel olarak da meslek içi tabakalaşmanın üst sıralarında daha fazla yer almalarının meslek üzerinde ne gibi etkiler doğuracağı sorusudur. Kadınların hukuk mesleğine daha fazla katılmaları mesleği dönüştürebilir mi? Evet ise bu ne tür bir değişim olacaktır? Örneğin yargıda daha fazla kadının görev yapması, yargısal söylemlere ve pratiklere nasıl etki eder? Ya da kadınlar hukuk mesleğinde daha fazla görünür oldukça, kendilerini ne şekilde konumlandıracaklardır? Aile içi sorumluluklarının farkında olan ve bu nedenle de mesleğin yerleşik erkek egemen yapısında kökten değişikler hedefleyen bir grup olarak mı?8 Bu tür sorular eşitlik ve farklılık ekseni üzerinden feminist tartışmalara da konu olmuştur. Kadınların hukuk mesleği içerisinde daha fazla yer almaları meslek içi yerleşik erkek kodlarıyla hareket ettikleri ve bu anlamda konformist davrandıkları sürece mi mümkün olacaktır?9 Yoksa kadınların mesleğe daha fazla katılmaları, hukuk mesleğinin erkek egemen yapısına ve böylece hukukun nasıl icra edileceğine ilişkin bir alternatif geliştirme potansiyeli taşıyabilir mi?

Tüm bu sorular ve diğerleri kadınların hukuk mesleğinde daha fazla yer almalarının meslek üzerinde ne tür bir etki yaratacağı sorusunun ampirik bir soru olduğunu, bağlamsal ve zamansal olarak incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Tam da bu nedenle, kadınların hukuk mesleğinde daha fazla yer aldıkça ortak birtakım tecrübeler üzerinden mesleğe farklı bakış açıları getirebileceklerini, örneğin yargı içerisinde farklı kararlar çıkarabileceklerini ya da mesleğe ilişkin farklı etik ve profesyonel kodlar geliştirebileceklerini ve/veya erkeklerin tekelinde olan yönetim pozisyonlarına geldiklerinde erkeklerden daha farklı biçimlerde yöneteceklerini ileri sürmek, kadınlığı da belli özellikler üzerinden kurgulamak ve hukukçu kadınların söylemsel, düşünsel ve davranışsal kalıplarını şekillendiren diğer kimliklerini göz ardı etmek anlamına gelebileceği için dikkatle yaklaşılması gereken bir iddia olacaktır. Öte yandan, yurt dışında ve özellikle de ABD’de kadınların hukuk mesleğindeki yeri üzerine yapılan çalışmaların benzerlerinin Türkiye’de yeteri derecede gerçekleştirilmemesi ve özellikle de baroların mesleğe ilişkin bu tür değerlendirmeleri yapmak konusunda yeterince girişken olmamaları da bu tür tespitlerde bulunmayı ayrıca zorlaştırmaktadır.

kadin-hakim3Ancak bu tür ampirik değerlendirmelerin eksik olmasına karşın, özellikle yargı kadrosundaki kadın sayısının erkeklere oranla azlığı ve bazı pozisyonlarda kadınların çok daha az görünür olmaları, her şekilde egemen ataerkil kodların yaygınlığına işaret etmeleri bakımından üzerinde önemli durulması gereken hususlardır. Karşılaştırmalı çalışmalarda da, bazı toplumlarda kadınların bazı meslek alanlarında ve özellikle de üst düzey pozisyonlarda erkeklere kıyasla görece az yer almaları, bu ulusların “bilinçaltında” kurgulanmış ve “kadınlığın doğasına” ilişkin olan birtakım özellikler üzerinden açıklanır.10 Benzer şekilde Türkiye’de de örneğin aile hayatı ile en ciddi şekilde çelişen mesleklerin başında gelen savcılık mesleğindeki kadın sayısının avukatlık ve hâkimliğe kıyasla ciddi derecede az olması, toplumsal olarak kadına hasredilmiş aile içi rollerin hukukçu kadınlar arasında ne derece yaygın ve içselleştirilmiş olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Diğer yandan, ağır ceza mahkemelerinde görev yapan kadınların sayısının diğer hâkimlik görevlerine kıyasla daha az olması da, ceza vermenin genel olarak erkeksi özellikler gerektirdiğine ilişkin oldukça özcü ama son derece de yerleşik bir kanı üzerinden okunabilir. Bu tespitler yargı kararlarına yansıyan cinsiyetçi bakış açıları da göz önünde bulundurulduğu zaman özellikle önem kazanmaktadır.11*

Aile hayatı ile en ciddi şekilde çelişen mesleklerin başında gelen savcılık mesleğindeki kadın sayısının avukatlık ve hâkimliğe kıyasla ciddi derecede az olması, toplumsal olarak kadına hasredilmiş aile içi rollerin hukukçu kadınlar arasında ne derece yaygın ve içselleştirilmiş olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Aile hayatı ile en ciddi şekilde çelişen mesleklerin başında gelen savcılık mesleğindeki kadın sayısının avukatlık ve hâkimliğe kıyasla ciddi derecede az olması, toplumsal olarak kadına hasredilmiş aile içi rollerin hukukçu kadınlar arasında ne derece yaygın ve içselleştirilmiş olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Sonuç olarak, kadınların genel olarak hukuk mesleğinde ve özel olarak da yargının içerisinde daha fazla yer almalarının kendi başına bu meslek alanındaki cinsiyet temelli eşitsizliklerin önüne geçmede yeterli olmayacağını kabul etmekle birlikte, bu durumun her şekilde kadını hane içine ait ve kadının hane dışı emeğini de çoğu zaman geçici ya da ikincil olarak gören hakim zihniyet kalıplarını sorgulamayı da beraberinde getireceğini görmek gerekir. Kadınların hukuk mesleği içerisinde giderek daha fazla ve daha etkin şekilde yer almaları elbette kadının toplumsal rollerine ilişkin bir sorgulamayı da içinde barındıracaktır. Kuşkusuz bu durum, yazıda da belirtildiği üzere, hâkimlik, savcılık ya da avukatlık yapan kadınların yetiştikleri toplumun hâkim zihniyet kalıplarından, anlam şemalarından, ahlaki temellerinden vs. bağımsız olarak hareket edebildikleri anlamına gelmeyecektir. Ancak her şekilde artan görünürlük, kadınların meslek içindeki iktidar pozisyonlarına katılımlarının önünü açacak gelişmelere de ön ayak olacaktır. Bu durumda, sayısal artışın ve bununla beraber kadınların yer aldığı çalışma alanlarının ve pozisyonlarının çeşitlenmesinin meslek üzerinde “feminist bir etki” yaratma potansiyelini de göz ardı etmemek gerekmektedir. Bu etki, çalışma hayatının düzenlenmesinde ve meslek içi davranış kodlarının geliştirilmesinde kadınların ihtiyaçlarının ve taleplerinin dikkate alınması şeklinde tecrübe edilebileceği gibi, aynı zamanda ayrımcılık yasalarının daha detaylı şekilde düzenlenmesine de katkıda bulunabilecektir. 12

1- 19. yüzyıl Amerikası ve İngilteresi’nin önemli ama küçük bir grup feministi o zamanlardan kadınların da erkeklerle eşit şartlarda profesyonel mesleklere girmesini savunur ancak bütün profesyonel mesleklere kadınların katılımı çoğu ülkede 20. yüzyıla kadar yasak kalmıştır. Menkel-Meadow, Carrie, 1989, “Feminization of the Legal Profession: The Comparative Sociology of Women Lawyers”, Lawyers in Society: Comparative Theories, (der.) R. L. Abel ve P.S.C. Lewis içinde, s. 199.
2- Women’s History in America Presented by Women’s International Center, http://www.wic.org/misc/history.htm.
3- 31 Aralık 2010 tarihi itibariyle, Türkiye Barolar Birliği istatistikleri, http://www.ubap.org.tr/plazma/avukatsayilari.aspx. 4-Türkiye Barolar Birliği, http://www.barobirlik.org.tr/Detay. aspx?ID=5423&Tip=Menu.
5- Bu durum, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatların %35’inin kadın olması, hatta bu oranın 30 yaş altı avukatlarda %45’e, 25 yaş altı avukatlarda ise % 64’e çıkıyor olması karşısında daha da üzerinde düşünülmesi gereken bir hal almaktadır. Avcı, Ümran, “Baro’da Kadının Adı Yok!”, Milliyet, 24 Ekim 2006, http://www.milliyet.com.tr/2006/10/24/guncel/ gun06.html.
6- Firuzan İkincioğulları 1994-1998; Sumru Çörtoğlu 2006-2008, http:// www.danistay.gov.tr/.
7- http://www.hsyk.gov.tr/hakim-savci-istatistikleri.pdf.
8- Menkel-Meadow 1989, s. 230.
9- Örneğin İrlanda’da kadınların hukuk mesleği içerisindeki yeri üzerine yapılan detaylı bir çalışmada, erkek katılımcıların %81’inin kadınların hukuk mesleğinde üst düzey pozisyonlara gelmeleri için “erkek gibi davranmaları” gerektiğine ilişkin önermeye katılmadıkları ancak kadın katılımcılar arasında bu önermeye katılmayanların oranının % 55’te kaldığı görülmektedir. Bacik, Ivana, Cathryn Costello ve Eileen Drew, 2003, Gender InJustice: Feminising the Legal Professions?, Trinity College Dublin Law School, http://tcd.academia.edu/EileenDrew/ Books/151229/Gender_InJustice_Feminising_the_Legal_Professions.
10- Schultz, Ulrike, 2003, Women in the World’s Legal Professions, Hart Publishing, Oxford.
11-Örneğin Bolu Aile Mahkemesi’nde 2009 yılında görülen bir dosyada, bir erkek tarafından yeni evlendiği karısının “gerdek gecesinde bakire çıkmadığı” iddiası ile açılan evliliğin iptali davasında, talep alt mahkemece reddedilmiş ancak Yargıtay’da oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Kararın gerekçesinde kadının “zifaf gecesi “bakire” çıkmadığı toplanan delillerden anlaşıldığı ve bu suretle “kadında bulunması lazım gelen vasfın bulunmaması sebebiyle” kocanın davasının reddinin isabetsiz olduğu sonucuna varılmıştır. Bu şekilde Yargıtay verdiği kararla hukuken bir sorumluluk altına girmese de, bekaret gerekçesiyle kadınların sıklıkla namus cinayetine kurban edildiği bir toplumsal bağlamda verilen kararın şiddet içeren ve şiddeti teşvik eden bir karar olduğu göz ardı edilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2006/14649, K. 2007/2504, T. 22/02/2007; Cingöz, Yonca, “Yargıtay Bekareti Evlilik İçin “Gerekli Vasıf” Saydı!”, Bianet, 10 Kasım 2009, http://bianet.org/bianet/toplumsal- cinsiyet/118168-yargitay-bekareti-evlilik-icin-gerekli-vasif-saydi.
12- Menkel-Meadow 1989.

 

Güncel Hukuk Dergisi Şubat 2012/2-98