Güncel Hukuk Online

BU SAYIDA
Güncel Hukuk SAYI: 2014/12
  • Zeytin Ağaçlarını Öldürmek / Prof. Dr. Köksal Bayraktar
  • Konuk Yazar: Türkiye'nin Görmezden Gelinen Mülteci Sorunu / Emre Can Dağlıoğlu
  • Düşünenlerin Düşüncesi: Soma ve Ermenek'i İşkence Yasağı Üzerinden Düşünmek / Yrd. Doç. Dr. D. Çiğdem Sever
  • Haklar: Dini İnanç ve Felsefi Kanaate Göre Çocuk Yetiştirme Hakkı / Olgun Akbulut
  • Toplumun Ruh Sağlığının Korunması Gayesiyle Bir İntihar Notu Videosuna Erişimin Kısıtlanması Üzerine Düşünceler / Stj. Av. Aslı Gökçe Seven
  • Sözünde Durmayanı Kediler Patilesin! / Melda Onur
  • Sanıksız Yargılamalar Hukuksuzluğu Dayatılıyor / Av. Ercan Kanar
  • Söyleşi: Almanya Geçmişi İle Nasıl Yüzleşiyor? / Sultan Doughan / Rita Ender
  • Mavi Marmara Faillerinin Yargılanması Talebi Ve Uluslararası Ceza Mahkemesi / Yrd. Doç. Dr. Meltem Sarıbeyoğlu-Skalar
  • Mimarlık ve Hukuk / Dr. Y. Müh. Mimar Doğan Hasol
  • Hukukun Merkezine Seyahat ya da Yanık Njáll'in Sagası / Faruk Turinay
  • Edebiyat ve Hukuk: Geceyarısı Notları / Melisa Gürpınar
  • Vergi Haczinde Zamanaşımı / Av. Nazlı Gaye Alpaslan
  • Türk Borçlar Hukukunda Sebepsiz Zenginleşme / Av. Sinem Saçkan
  • Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2178 Sayılı Kararı Hakkında Değerlendirme / Stj. Av. Uğur Güner
  • Kültür & Sanat: Kadınların Üniversitede ''Bilinmeyen'' 100 Yılı / Meral Akkent / Bagüm Baki
  • ..:: ::

    Neden sivil itaatsizlik ve neden direniş? 6-7 Ekim 2014 tarihlerinde Diyarbakır'da başlayan ve sonrasında Türkiye'nin pek çok ilinde meydana gelen toplumsal olayların sonucunda ölenlerin sayısı 50 kişi ve belki de daha fazla... 2014 yılının sonuna doğru olup bitenler karşısında siyasal iktidar ''kamu düzenini korumak'' adına ''güvenlik'' nedeniyle ''özgürlüklerden'' vazgeçiyor. Artık protesto hakkını kullanmak isteyenlerin toplantı ve gösteri yürüyüşleri ''kamu düzeninin korunması'' gerekçesiyle zor kullanılarak bastırılacak, çok sert ve acımasız müdahaleler yaşanacak. Umarız, aksi olur. Devlet yönetiminin hesap verilebilir biçimde gün ışığında yönetime dönüşmesi beklenirken bunun yerine siyasal iktidar kendi tercihine uygun olarak şekillenecek olan temel hak ve özgürlükleri sınırlandırılacaktır. Yaşamımıza egemen olacağı anlaşılan anti demokratik ''siyasal ve yasal'' yapıya doğru hızla sürükleniyoruz. Açıkça ve bal gibi ''kutsal devlet ve güvenlik'' tercih edildiğinden sonuç olarak ''özgürlüklerin kısıtlanması'' gerekecektir. Kısıtlamalar kanunla yapılacaktır ama hukuka ve demokrasiye aykırı olacaktır. Sonunda keyfi bir yönetim yaratmamak için demokratik hukuk devleti olmak gerekiyor. Olunamıyorsa, olduracak güç hukuktan ve direnme hakkından geçer. Çünkü ilk çağlardan beri keyfi yönetime, zorba yöneticilerin baskısına karşı bireyler ya da birey toplulukları direnme hakkına sahiptir. Bu hak meşrudur ve birçok Anayasa ve kanun insanlara baskıya karşı direnme hakkı tanımıştır. Bütün hukuki yollar, siyasi yollar veya elde bulunan olanaklar denendikten sonra baskıya, keyfi yönetime son verilmesi sağlanamazsa, kişiler için direnmekten başka yapacak bir şey kalmaz. Direnme hakkı Anayasalarda yer almamış veya kanunlarla yasaklanmış bile olsa; son çare olarak herkesin tek başına veya topluca direnme hakkını kullanması haktır ve meşrudur. 2014 yılının son ayı ve kapıda bekleyen 2015... Güncel Hukuk Dergisi olarak; 2014 yılının geçmiş acılarını yeniden yaşamamak adına; madenlerde, yeraltında ve yerüstünde ekmek, aş ve özgürlükleri uğruna kimsenin ölmediği ama bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin temel hak ve özgürlüklerinin korunduğu bir yıl olması dileğiyle 2015 yılının barış içinde ve herkes için adaletli, umut dolu olmasını dileriz. Güncel Hukuk'ta bu ay dosya konusu sivil itaatsizlik. Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz ''Sivil İtaatsizlik ve Direnme Hakkı'', Turgut Tarhanlı ''Sivil İtaatsizlik Üzerine Siyasi Bir Yazı'', Nergis Canefe ''Nev-İ Şahsına Münhasır Bir Siyasi Eylem Tarzı: Sivil İtaatsizlik'', Necip Ozan Kural ''Demokrasinin Doğrudan Harekete Geçmesi: Sivil İtaatsizlik'', Dr. Tolga Şirin ''Baskıya Karşı Direnme Hakkı'', Foti Benlisoy ''İtaatsizlik, Direniş ve ''Devrim Hakkı'' ve Aydın Engin ''Devlet Zorbalaşırsa Yurttaş N'etsin?'' yazılarını Güncel Hukuk için yazdı.

    ..:: ::

    Af Örgütü'nün son raporu, bize durumun tahmin edilenden çok daha kötü olduğunu gösteriyor. Türkiye'de yaşayan 1,6 milyon Suriyeli mülteciden yalnızca 300 bini resmi kampların imkânlarından faydalanıyor. 1,3 milyon Suriyeli mülteci ise kendi başlarına bırakılmış durumda ve yaklaşık bir milyon Suriyeli de kayıt dışı yaşıyor. Resmi kampların dışındaki mültecilerin sadece yüzde 15'i yardım kuruluşlarından destek alabilirken, mültecilerin çoğu, park veya duraklarda, yüzde 25'inin ise yıkık binalarda ve kimsenin yaşayamayacağı yerlerde barınıyor. Aynı şekilde, Suriyeli mültecilerin çoğu ucuz iş gücü olarak görülürken, ya onlara ev verilmiyor ya da piyasa şartlarının çok üstünde fiyat bekleniyor. Suriyeli mültecilerin medyada görünmelerini mümkün kılan bir diğer durum da suça karışmaları. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2011-2013 yılları arasında Suriyeli mültecilerin yalnızca binde 4'ü suça karışırken, medyanın Suriyelilere karşı algıyı özellikle suçlunun Suriyeli olmasını ön plana çıkararak etkilemesi, mültecilere yönelik nefreti tetikleme tehlikesi taşıyor.

    ..:: ::

    Soma ve Ermenek'teki maden faciaları özelinde bakıldığında esas işletenin zaten TKİ olduğu ve olayın içindeki pek çok işlem bakımından doğrudan ihlal eden sıfatı olduğu, kendi dahli olmadığını iddia ettiği koşullar bakımından dahi devletin bu kötü muameleye göz yumarak ve gerekli önlemleri almayarak insanlık dışı muamele yasağını ihlal ettiği ileri sürülebilecektir. İnsanlık dışı muamele olup olmadığı değerlendirmesinde olayın özgül koşulları ve özellikle de bu muamelenin öngörülebilirliği ve engellenebilirliği, arızi veya rastlantısal olup olmadığı önem taşır. İşkence yasağı bakımından değerlendirilmesi gereken bir başka konu da ihlal iddialarında hakkı ihlal edilen öznenin üyesi olduğu grubun sistematik olarak kötü muameleye tabi olduğunun tespitinin devletin pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiğinin göstergesi olabilmesidir.

    ..:: ::

    Dini inanç ve felsefi kanaate göre çocuk yetiştirme hakkı, velilerin benimsemedikleri bir inanç sistemi, siyasi ideoloji ve felsefi kanaatten uzak; varsa ve isterlerse kendi dini inanç, siyasi ideoloji ve felsefi kanaatlerine göre, çocuklarını yetiştirme hakkını ifade etmektedir. Konunun Türkiye'deki ''laiklik ilkesi'' ile uyumu konusunu şimdilik bir kenara bırakırsak, devletin birey ile din üzerinden kurduğu bağlantının en başta eşitlik ilkesi ile açıklanabilir bir yanının olması gerekir. Aksi düzenleme devleti, belirli bir kesimin hizmetine koşulmuş bir aygıt haline getirir. Çekincesiz not etmeli: Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri, arada geçen ve birbirine siyasi olarak pek benzemeyen sayısız iktidara rağmen, etnik olarak Türk, dinsel olarak Sunni Müslüman, dilsel olarak da Türkçe konuşan kitleye hizmet vermek için örgütlenmiştir. Bu durum bugün için de en katı şekliyle sürmektedir. Sorun mevcut durumun ne kadar bir süre daha sürdürülebileceğidir.

    ..:: ::

    Bugün tahammül edilemez bulunan bir ifadenin gelecekte tahammül edilebilecek bir düşünce olma olasılığı dahi o ifadenin bireylere özgürce ulaşmasını desteklemek için kafidir. Yanlışı belirlemek bizi doğruya yaklaştırmayabilir; fakat yanlış bir fikri terk etmeye giden süreç yanılabilir olduğumuzu kabul etmekle başlar. Bizi akılcı düşünceye sevk eden bu süreç, başkalarına ve başka fikirlere algımızı açarak kendimizi tanımamızı, fikirlerimizi tartmamızı, böylece yaşamımızı anlamlaştırmamızı sağlar. Bir kez kendi ''doğru'' ve ''yanlış''larımız ve ikisini birbirinden ayırt etme becerimizden şüpheye düştüğümüzde, yukarıda sözü geçen ''piyasa dışı aktörler''in ''doğru'' ve ''yanlış''ları ve bu ikisini birbirinden ayırt etme becerisinden de şüpheye düşeriz.

    ..:: ::

    Çevre Komisyonu 11 Haziran 2014 tarihinde toplandı. Kanunun üzerinden geçilmeye başlandığında, AKP önergeleriyle teklifin bambaşka bir hal almaya başladığını gördük. Zira deney maddesi, yunus parkları, küpelenmek üzere toplanacak hayvanların bırakılacağı yerler ile ilgili önergeler geliyor ve pek de tartışılmadan geçiyordu. İlk dört maddenin geçmesinin ardından toplantıya bir hafta ara verildi. Bu bir haftalık arada STK'larla bir araya gelip ilk dört maddenin yeniden görüşülmesi konusunda ısrarcı olmaya karar verdik. 19 Haziran 2014 tarihinde yapılan ikinci toplantı kıran kırana mücadele halinde geçti. Önergeler yağıyor, kimi reddediliyor, bürokratlar savunmada, aktivistler taleplerinde ısrarlı, ortam geriliyordu. En sonunda Komisyon Üyeleri sivil toplumla uzlaşma yolunu seçti. Katılımcıların talepleri en yüksek ölçüde karşılandı. ...Şimdi sırada Genel Kurul var. Eğer kim buna engel olur, verilen sözü tutmaz ise, tıpkı o ilk basın toplantısında HDP'li Hasip Kaplan'ın dediği gibi: ''Sözünde durmayanı kediler patilesin''

    ..:: ::

    ''Holokost'tan zarar görmüş olan birey Yahudiler 1953-58'e kadar devletten tazminat talep edebiliyorlardı. Fakat bu bireyler için çok stresli bir prosedür olduğu için genelde pes edildi. Örneğin, savaş sonrasında Almanya, Yahudi kurbanlardan maddi ve ahlaki kayıplarının ispatlanmasını istedi. Ancak bu tür belgeleri çıkarmanın çabası eski travmalara ve korkulara yol açtığı için çoğu kişi devletin bürokratik ve hukuksal idaresinden kaçınmış, haklarını talep etmemişti. Tazminat davaları toplu gruplar için daha başarılı olmuş gibi görünüyor; çünkü mesela bu adli çerçeve içinde Alman devleti İsrail devletine tazminat ödüyor. En son kazanılan dava 2000 senesindeydi, Alman devleti ve farklı Alman şirketleri sömürdükleri insanlar için toplu bir tazminat ödediler. O toplu tazminatın 100'de 7si ile ''EVZ'' (Bellek, Sorumluluk ve Gelecek) diye bir vakıf kuruldu. Vakfın genel hedefi, insan hakları için çaba vermek, angarya'dan mağdur kalmış olanlar için toplumda duyarlılık yaratmak ve soykırımların anılmasını desteklemek.''

    ..:: ::

    Gazze'ye insancıl yardım ulaştırmak amacıyla İsrail'in deniz ablukasını delmek üzere yola çıkan gemilerden biri olan Mavi Marmara'nın, 31 Mayıs 2010 tarihinde, açık denizde, İsrail savunma kuvvetlerinin baskınına uğraması sonucu gemide bulunan sivillerden dokuzu hayatını kaybetmişti.1* Faillerin yargılanması ve cezalandırılması için Mavi Marmara'nın bayrak devleti olan Komorlar Birliği'nin başvurusuna, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Savcılık Ofisi (SO) 6 Kasım 2014 günü olumsuz cevap vermiştir. SO, İsrail savunma kuvvetlerince Mavi Marmara'da savaş suçları işlendiğini kabul etmekle birlikte (Rapor, para. 35 ve 132), kabul edilebilirlik kriterleri açısından bu suçların tam bir kovuşturma başlatılmasına yeterli ağırlıkta olmadığı (UCM Statüsü m. 17/1/d) sonucuna varmıştır. Ölenlerin sayısının azlığının yanı sıra, saldırının sivilleri öldürme amaçlı sistematik bir politikanın parçası olduğunun kanıtlanamadığı (para. 140) ve olayın daha sonraki etkilerinin Gazze'de tüm sivil nüfusa tesir etmediği (para. 141) gerekçeleriyle suçun, kabul edilebilirlik kriterleri yönünden UCM'nin yetkisine girmediğini bildirmiştir.

    ..:: ::

    Hukukun, Çetin Altan'ın yıllarca önce Akşam gazetesindeki köşesinde defalarca yazdığı gibi ''Guguk'' olduğu günümüzde 2011'den bu yana yargılama faaliyetinde giderek yaygın bir şekilde tutuklu sanıkların duruşmalara alınmadığı, sözde yargılama faaliyeti sürdürülmektedir. Şuanda Anadolu'da yaygın olarak ve giderek İstanbul'da telekonferans sistemiyle SEGBİS yönetmeliğine dayanarak ve bu yönetmelik keyfi tarzda genişletici yorumlanarak esasen tahrif edilerek tutuklu sanıklar duruşmalarına getirilmemekte, cezaevlerinde hangi koşullarda olduğu kuşkulu; konuşmaları dahi net olarak anlaşılmayacak şekilde sözde beyanları ve savunmaları alınmaktadır. ''Okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederdim'' zihniyeti, yargıda da ''sanıklar yokken duruşmaları ne güzel idare ediyorum''a yansımıştır. Ne yazık ki bu konuda barolar suskun, avukatlar suskun, hatta habersiz, hukuk hocaları seyirci.

    ..:: ::

    Bir gayrimenkul üzerindeki kamu haczinin sonsuza kadar devam ettirilmesi olanaksızdır. (Bkz. 6183 sayılı kanun md.92). Uygulamada alacaklı amme idaresi koyduğu haczi kaldırmayıp sonsuza kadar sürdürebilmektedir. Bu uygulama son derece hatalıdır. Gayrimenkulün md. 94 hükmüne göre süratle ihaleye çıkarılarak satılması gerekecektir. Haciz, zamanaşımını kesen bir sebeptir. (md.103) Haczin tatbiki halinde veya ödeme emrinin tebliği halinde haciz kesilir. Vergi daireleri haczi kesmeleri halinde zamanaşımı sorununu kısmen çözdükleri için topu taça atmış durumda olacaktır. Zamanaşımı kesilmesinin rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. (Md. 103).

     

    © Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
    Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.