Elbirliğiyle Hedef Gösterildi ve Tahir Elçi katledildi

Başta TBB Başkanı ve bütün Baro Başkanları, o gün Bakırköy Adliyesi’nde olmalıydı. Ama yoktular. Ben, kendi halinde bir avukat sıfatıyla, sevgili Tahir’in yanında durmak istiyordum. Bakırköy’e koştum. Blokaj koymuşlar, sorguya katılamadım. Cenaze töreninden sonra, sevgili eşi Türkan Elçi ile birbirimize sarılıp ağlarken, bu durumu anlattı. O söyledi, ben dinledim

Av. Turgut Kazan

Sevili Tahir Elçi, çok iyi bir hukukçu, başarılı bir avukat ve Diyarbakır Barosu’nun en etkin başkanıydı. İnsan hakları ihlallerine karşı, hep hukukun ve savunmanın sesi oldu. Hiç korkmadı, yılmadı. Her zaman, JİTEM’in veya başka kirli merkezlerin işlediği cinayetleri aydınlatabilmek için koştu/koşturdu. 1993 Lice, 1994 Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin bombalanması, 1993-1994 infazları gibi kapanmış dosyaları açmaya / açtırmaya çalıştığı gibi, yeni fail-i meçhulleri takibe aldı. 2004’de Kızıltepe’de öldürülen, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz, 2013’de Lice’de öldürülen 19 yaşındaki Medeni Yıldırım, 2015’de Lice’de (sokakta oynarken) öldürülen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan ve sokağa çıkma yasağında öldürülen, ama toprağa verilmesi için günlerce buzdolabında bekletilen 12 yaşındaki Cemile Çağlar olaylarında, müdahil vekili sıfatıyla görev yapmaya çalıştı. Hep haksızlığa uğrayanların yanındaydı, hep onların can yoldaşı oldu. Kesinlikle, bir partiye/bir örgüte/bir cemaate bağlı değildir. Bunu anlamak için, dört ayaklı minare önündeki konuşmasına bakmak yeterlidir. Çünkü, Tahir Elçi’nin o son sözleri, inandığı doğrunun ve izlediği çizginin, apaçık ve çok çarpıcı bir özetidir. “Bu tarihi bölgede” diye başlıyor ve şöyle devam ediyordu: “…bir çok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun, diyoruz.” Evet, Tahir Elçi buydu, insan hakları konusunda olduğu gibi, tarih/doğa ve çevre konularında da mücadeleyi görev sayan bir hukukçuydu. Hukuk ve insan hakları mücadelesiyle, demokrasimizin genişletilebileceğine ve böylece Kürt sorununa da barışçı çözüm üretilebileceğine inanıyordu. Bu nedenle, Türkiye’deki yargı yollarını tükettikten sonra, mutlaka AİHM’in kapısını çalıyordu. Ve izlediği bu hukuk mücadelesi yoluyla, DOĞU/BATI arasında daha sıcak bir diyalog köprüsü kuruyor, gönül bağı sağlıyordu. Sonuçta, O’nun başkanlığındaki Diyarbakır Barosu, hukuk devleti/demokrasi ve barışçı çözüm için, en etkin merkezlerden biri olmuştu. (devamı Güncel Hukuk’ta)

Güncel Hukuk, Ocak 2016