Sınırlar Tekinsizleştiğinde: Ankara Katliamı

Sınırları kaldırmanın yolu, basitçe onları inkar etmekle değil; aksine devletin ve vatanın yerine başka varoluş biçimlerini koyabilmekten ve bunları kanıtlayabilmekten ve bunu da yaşamıyla kanıtlayabilmekten geçiyor. Ankara’ya #Barış demeye #Özgürlük demeye #Demokrasi demeye gidenlerin yaptığı da budur

H. Neşe Özgen

Katliamlar tarihini idrak ediyoruz: Katliamların çetelesini yüreğimizde tutuyoruz. Bakışlarında hep kendi iyiliğimizi aradığımız, mutlaka bir gün bir yerde karşılaşmış olduğumuza inandığımız, evrenin en iyi insanları olduğunu en baştan beri bildiğimize güvendiğimiz, bazılarını zaten tanıdığımız, bazılarının adını belki hiç duyamadığımız yüzlerce insanın ölümüyle sonuçlanan katliamlarla bezeli üç yılı geride bıraktık. Büyük bir gaddarlıkla saldırdı devlet: Bu memleket gözlerinin içi ta derinliklerine kadar gülen insanlarını kaybetti.

Bu yazıda Ankara, Suruç, Reyhanlı, Roboski, Silvan, Lice ve Cizre’de ölümleri birlikte anacağım. Zira,yeni bir vatandaş tipi yaratmak için, vatanın sınırlarının yeniden tesisi için şiddetle harekete geçmiş bir iktidar aygıtının karşısına barış diyerek, özgürlükçü ve demokratik bir toplum diyerek çıkanlara, büyük bir gaddarlıkla saldırdılar. Bu memleket sadece en iyi, en cesur, en güzel seslenen yürekleri kaybetmekle kalmadı;iktidar önce ölenleri itibarsızlaştırarak, sonra da o gaddar ve pervasız şiddetin her anını servis ederek toplumu da terbiye etmeye çalıştı.
Türkiye yeniden sınırlandırılıyor. Ve ülkemiz bu kez bütünüyle sınırlılaştırılıyor.

Roboski, Yüksekova gibi, daha evvel var olmayan sınırlar şimdi tesis etmeye çalışılıyor; Reyhanlı’da, Yayladağ’da sınırın ötesindeki #İŞİD’e açılan kapı, Ankara’da kan akıtıyor.

(devamı Güncel Hukuk’ta) 

Güncel Hukuk, Kasım 2015