Türkiyeli Suriyeliler ve “Yürümek” Üzerine

16-23 Eylül arasında İstanbul’dan Edirne’ye ve oradan Yunanistan sınırına yürüyen mülteciler… Ömer Zeki Kandaşoğlu ve Ozan Mirkan Balpetek yazdı.

Türkiyeli Suriyeliler / Ömer Zeki Kandaşoğlu

Orta yaşlı ve yaşlı kadın-erkeklere göre daha fazla tepkililerdi gençler. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden aldığı paralardan bahsediyorlar. Amer “hukuk okudum” diyor ve çölde gemi olmak gibi bir şeye benzetiyor, Suriye’de hukukçu olmayı. Ahra “Dört yıldır ucuz maaşlarla, kötü koşullarda lokantalarda ve tekstil atölyelerinde çalıştım, günde 13 saat çalışıp, kitap okumaya enerjim ve zamanımın kalmamasından kaçıyorum” diyor yarı Türkçe yarı İngilizce. Sonra Majid ile görüştüm 23 yaşında, “savaş olmasaydı şu an mezun bir mühendis olacaktım” diyor. Sonra Omar diye çağırdıkları bir genç daha geldi, o Suriye’de bir plastik fabrikasında çalışıyormuş. Sonra Majid “Suriye’deki durumun tersine buradaki gençler artık öğrenimli ya da öğrenimsiz olarak birbirlerinden ayrı değiller, bizleri beraber çalıştığımız tekstil atölyeleri birleştirdi” diyor. Artık bir geleceğimiz olsun, Türkiye çok karışık, sorunlarımız sadece boyut değiştirdi. 16 kişi aynı evde kalıyoruz, kişi başı 600 lira veriyoruz, bu ay ki kirayı vermeden çıktım, artık geri dönüş yok” diyor Dai.

***

Bizler Edirne’de, yaşananları olabildiğince aktarmaya, durumu doğru okumaya ve seslerine ses katmaya gitmiştik. Neyle karşılaşacağımı az çok tahmin ederek çıkmıştım yola, Edirne’de sınır kapısı açılmadığından, mağdur olduklarını düşündüğüm insanlarla değil, kendilerinin olmayan bir savaştan kaçıp, birçoğu farklı şekillerde ‘sermayenin hafif piyadeleri’ olarak Türkiye’de dört yıldır mağdur olmuş insanların kurtuluş yürüyüşü ile karşılaştım.
Gururluydular, ‘biz sınırı en doğal şekilde geçmek istiyoruz’ diyorlardı, göçmen olmayı kabul etmiyorlardı. Kendilerine muhacir diyordu birçoğu. ‘Bizler mağdur değil, misafiriz’ dediklerini hem ağızlarından duymak hem de stadın dışına astıkları kocaman pankarttan okumak mümkündü. Çoğunlukla gençlerle yaptığım konuşmaların neredeyse hepsi ‘we need nothing, but freedom’la* başlıyordu. Edirne’de gördüğüm insanlar artık denizlerde boğulmak istemeyen, göçmen kaçakçılarının ellerine düşmeden, ‘sade’ bir şekilde yürüyüp gitmek istiyorlardı sınırdan.

* “Özgürlükten başka bir şeye ihtiyacımız yok”

SURIYELI SIGINMACILAR TEM’DEKI EYLEMINE SON VERDI FOTO: ALI CAN ZERAY/EDIRNE-DHA)

“Sadece Yürüyenler” veya “Yürümek” Üzerine Naçizane Bir Deneyim / Ozan Mirkan Balpetek

Yürüyüşün dördüncü günü. Haberlerin ardı arkası kesilmiyor: Edirne’nin tamamen sınır olmaya başlaması, yalnızca yürümek isteyenlerin kesilen yolları, yaşamsal ihtiyaçlara kadar varan kısıtlamalar ve türlü aldatma ve baskının kol gezdiği otogarlarda ve şehirlerde birikmeye başlayan devletin misafir olarak nitelendirdiği mülteciler… Bu haberler ‘Avrupa’nın göçmen krizi’ şeklinde servis ediliyor. Elbette haberlerin bu şekilde servis edilmesinde ödeneği alma yaygarası var, fakat şu da bir gerçek: Krizler, onları, Batı tecrübe ettikçe krize dönüşüyor ve dikkate değer bulunuyor. Tıpkı “bizim Batımızın” yakın zamana kadar tecrübe ettiği devlet terörünün daha yeni yeni “terör” olarak adlandırılması gibi.
Bir dostumun telefonu ile deniz yolunu kullanmanın aksine kara yolu üzerinden sınırlara yürüyüşe geçmiş mültecileri konuşuyoruz; bu sefer bir şeylerin farklı olduğunu ve durumu internetten takip etmenin dışında bir grup arkadaş ile iletişime geçerek Edirne’ye gitmenin daha anlamlı olacağını düşünüyoruz. Çünkü içimizde büyüyen sorular var ve bu sorulara mültecilerle birlikte yürüyerek cevap bulacağımız umudu bizi durumun gerçeklik katmanlarına daha hâkim kılıyor. Edirne’ye yolculuğumu otostopla yaparken son bindiğimiz araç şoförü bazı araçlarla korna çalarak bazı araçlarla ise el kol hareketiyle iletişime geçerek bazı cümleler sarf ediyor; bu cümlelerin birinde “Bunların hepsi kaçakçı. Tanıyorum çoğunu. Bu Suriyelileri de çok tutmayacaklar bu yüzden.” diyor. Esasında sınırların halklar için getirdiği ekonomik imkânlara dair berrak bir örnek oluyor bu söz. Aynı zamanda yollardaki mültecilerin kısa vadeli geleceğine dair de bir ipucu… (devamı Güncel Hukuk’ta) 

Güncel Hukuk, Aralık 2015