Uluslararası hukuk yerine topluluk hukuku ikame edilirken anayasa

Uluslararası hukuk kuralları doğrudan sadece üye devletleri bağlar; üye devletlerin hukuk düzenlerindeki gerçek ve tüzel kişileri bağlamaz. Bunların uluslararası hukuk kurallarıyla bağlı kılınması, bu kuralların söz konusu devlet tarafından iç hukuka uyarlanması ve yeni düzenlemeler yapılmasıyla sağlanabilir.

Faruk Y. Turinay

Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Araştırma Görevlisi

Ulus ve anayasa kavramları arasında sıkı bir bağ vardır. Uluslararası hukuk, eşitler arası hukuktur. Devletler birincil hukuki kişilikler olarak kabul edilir. Bunlar, eşit-egemen devletlerdir. Devletler, bir hukuki ön-kabul olarak, ulusları tarafından bir anayasa yapılmak suretiyle kurulmuştur. Bir devletin en önemli unsurlarından biri egemenliktir. Fakat ulus-üstülük telaffuz edildiğinde ve egemenliğin de anayasadan ayrılmazlığı dikkate alındığında, egemenlik yetkisinin durumu anayasa kavramını nereye götürmektedir?

Uluslararası hukuka geri dönmek gerekirse, uluslararası toplumun hukuku olduğu öncelikle belirtilmelidir. Hukuki açıdan ulusüstülük, topluluk normlarının milli normlara üstün geldiği mutlak bir hiyerarşiyi gösterir. Diğer bir deyişle, bu hiyerarşide topluluk hukuku hem doğrudan uygulanabilir1 hem de milli hukuklar üzerinde üstündür.2

Her iki hukuk dalının kaynakları birbirinden farklıdır. Uluslararası hukukun kaynakları, uluslararası antlaşmalar, örf ve adet kuralları, hukukun genel ilkeleri, mahkeme içtihatları ve öğretidir. Buna karşılık, ulusüstü nitelik taşıyan Avrupa Topluluğu’nun kaynakları anayasal nitelik taşıyan kurucu anlaşmalar, Topluluk organlarının kabul ettikleri tüzük, yönerge ve kararlar, Adalet Divanı kararları ve bu kararlarla kabul edilen hukukun genel ilkeleri, Topluluğun üye olmayan devletlerle yaptığı uluslararası antlaşmalardır.3 Bu iki hukuk alanında kural koymaya yetkili olan kurumlar, organlar ve makamlar da birbirinden farklıdır. Uluslararası hukuk düzeninde zorunlu bir yargı organı ve yaptırımları uygulayacak bir mekanizma olmadığı halde, Topluluk hukuk düzeninde Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve yaptırımları uygulayacak kurumlar mevcuttur.4*

Uluslararası hukuk ile topluluk hukuku arasındaki diğer önemli farklı özellikler şunlardır:

Uluslararası hukukun kaynaklarından olan uluslararası antlaşmalar, bu antlaşmalara taraf olan devletlerin yetkili organlarının onayıyla yürürlüğe girerler; devlet başkanı, parlamento veya bakanlar kurulu… Buna karşılık, topluluk hukukunun kaynakları arasında yer alan tüzükler, Birliğin bu işlemi yapmaya yetkili organlarınca kabul edildikten sonra Birlik resmi gazetesinde yayımlanarak ve üye devletlerin herhangi bir işlemi olmaksızın bu devletlerin hukuk düzenleri üzerinde doğrudan doğruya etki doğururlar.5

Uluslararası hukuk kuralları doğrudan sadece üye devletleri bağlar; üye devletlerin hukuk düzenlerindeki gerçek ve tüzel kişileri bağlamaz. Bunların uluslararası hukuk kurallarıyla bağlı kılınması, bu kuralların söz konusu devlet tarafından iç hukuka uyarlanması ve yeni düzenlemeler yapılmasıyla sağlanabilir. Hâlbuki topluluk hukukunun birincil ve ikincil kurallarının pek çoğu üye devletlerdeki gerçek ve tüzel kişilere doğrudan uygulanabilmektedir. Örneğin Roma Antlaşmasının 12, 30, 31, 48, 59. ve başka bazı maddeleri Avrupa Adalet Divanınca sözü edilen gerçek ve tüzel kişilere uygulanmıştır.

Uluslararası hukukun öznelerinden olan uluslararası örgütler işbirliği, eşgüdüm gibi bir başka eşit iradenin varlığını benimseyen yönetişim araçlarına istinat eder; yetki devri görülmemektedir. Topluluk hukukuna gelince, o, bütünleşme esasına dayanır; üye devletlerden Birliğe pek çok kaydadeğer yetki devrine tanık olmak mümkündür. Gerek bu bağlamda, gerekse genel kavramsal bağlamda “Birlik üyesi ülkelerin vatandaşlarının tamamı ulusun yerini, topluluk düzenini kuran antlaşma anayasa yerini almıştır” önermesi, ciddiyetle tartışılması gereken bir önermedir.

Topluluk hukukunun yarattığı ulusüstü hukuki varlık, yani Birlik, varlığın kurucu unsurlarından, devletlerden bağımsız bir tüzel kişiliğe sahiptir. Avrupa Birliği, Belçika’dan, İspanya’dan, Almanya’dan ya da bir başka Avrupa devletinden bağımsız olarak, güçlü bir hukuki bir meşruiyetle var olmakta ve hukuki kişiliğini sürdürmektedir. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması’nın 6. maddesine göre, “Topluluk, uluslararası ilişkilerde işlevlerini yerine getirebilmek ve amaçlarına ulaşabilmek için gerekli olan hukuksal kişiliğe ve kapasiteye sahiptir.” Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması’nın 184. maddesine göre “Topluluk hukuki bir kişiliğe sahiptir.”

Topluluk hukukunun yarattığı ulusüstü hukuki varlık, yani Birlik, varlığın kurucu unsurlarından, devletlerden bağımsız bir tüzel kişiliğe sahiptir. Avrupa Birliği, Belçika’dan, İspanya’dan, Almanya’dan ya da bir başka Avrupa devletinden bağımsız olarak, güçlü bir hukuki bir meşruiyetle var olmakta ve hukuki kişiliğini sürdürmektedir. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması’nın 6. maddesine göre, “Topluluk, uluslararası ilişkilerde işlevlerini yerine getirebilmek ve amaçlarına ulaşabilmek için gerekli olan hukuksal kişiliğe ve kapasiteye sahiptir.” Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması’nın 184. maddesine göre “Topluluk hukuki bir kişiliğe sahiptir.”

Görülen o ki, Avrupa Birliği Anayasası adı verilen düzenleme, hiç yürürlüğe girmeyecek olsa bile, Avrupa Topluluğu’nun kurulmasından bugüne, anayasa kavramı esaslı bir şekilde, ilk halinden başka bir hale bürünmüştür. Artık, ulus ile birebir bağlantılı bir anayasa yoktur; ulus yerine evrensel değerleri ilham kaynağı ve menşe sayan, ulusüstü insan topluluğunun yarattığı kabul edilen bir esas teşkilat, bir anayasa vardır.

Uluslararası hukuktan topluluk hukukuna doğru evrilen hukuki süreçte, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın6 bazı içtihatları önem arz etmektedir. Divan’ın 1963 tarihli Van Gend en Loos kararına göre, AET antlaşmasının işleyişi, Topluluk içerisindeki ilgili tarafları doğrudan doğruya ilgilendiren bir Ortak Pazar kurmak olan amacı, bu antlaşmanın sadece âkit devletler arasında karşılıklı yükümlülükler yaratan bir sözleşmeden ibaret olmadığını ifade etmektedir. Simmenthal kararı7, Divan’ın anayasa kavramının içeriğini etkileyecek güçte bir başka içtihadını teşkil etmektedir. Divan’a göre, herhangi bir kuralın doğrudan doğruya uygulanabilmesi, Topluluk hukuku kurallarının da yürürlüğe girdiği tarihten ve yürürlükte kaldığı sürece bütün üye devletlerde tam ve yeknesak şekilde uygulanmalarını ifade eder. Bu yüzden söz konusu hükümler hem üye devletlerin hem bireylerin Topluluk hukukundaki hukuki işlere taraf olan ve bunlardan etkilenen herkesin hak ve ödevlerini tanımlama kudretindedir. Egemenlik ile anayasa arasındaki karşılıklı bağımlılık ve hukuki ilişki düşünüldüğünde, Divan’ın bu kararının anayasanın evrensel serüveninde rol oynadığı, su götürmez bir gerçek olarak belirmektedir. Divan’ın Factortame ve Italy v. Commission8 kararları da aynı doğrultudadır.

Avrupa Adalet Divanı’nın 1964 tarihli Costa Enel adlı kararına göre, alelade uluslararası antlaşmaların aksine, Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşması, yürürlüğe girmekle, üye devletlerin hukuk düzenlerinin ayrılmaz bir cüzü haline gelen ve onların mahkemelerinin uygulamaya mecbur oldukları kendi hukuk düzenini yaratmıştır.9 Yurttaş-devlet arasında görülen hak devrinin bir benzerinin enteresan bir şekilde devlet-Topluluk arasında yaşanmakta olduğu tespitini yapmak mümkün olacaktır.

Divan’ın üye devletlerin egemenlik yetkisinin Topluluğa devri sonucunu yaratan daha pek çok kararı olduğu bilinmektedir. Topluluk hukukunun üye devletlerde doğrudan doğruya uygulanma özelliğini vurgulayan söz konusu tüm kararlar, bu ulusüstü hukuk düzeninin ulus devletin egemenlik yetkilerinin devri temelinde şekillendiğini10 ve her bir ülkenin yürürlükte olan anayasasını dahi bir kenara bırakacak şekilde bir hukuk düzenini yarattığını göstermektedir.

Avrupa örneğinde, görüldüğü üzere, topluluk hukuku “anayasa” yerine tedrici şekilde ikame edilmektedir. Yapılan bu ikamenin kanıtları yalnız Avrupa Adalet Divanı’nın kararlarından ibaret değildir. Belli başlı Avrupa devletlerinin anayasaları da “anayasa-üstü norm”un varlığını teyit edecek niteliktedir. Bu bağlamda Avusturya Anayasası’nın 9. maddesi oldukça dikkate şayandır. “Uluslararası hukukun çoğunlukla kabul görmüş olan kuralları, Federal hukukun ayrılmaz bir parçası olarak sayılır. Kanun veya 50. maddenin birinci fıkrası gereğince kabul edilmesi gereken bir antlaşma belli federal yetkileri uluslararası örgütlere ve onların makamlarına devredebilir ve uluslararası hukuk çerçevesinde yabancı devletlerin görevlilerinin Avusturya içindeki faaliyetleriyle, Avusturyalı görevlilerin ülke dışındaki faaliyetlerini düzenleyebilir.”11

Fransız Anayasası’nın “Avrupa Birliğine Dair” başlıklı 15. bölümündeki 88-1 numaralı maddeye göre, “Cumhuriyet, kendilerini kuran antlaşmalar yoluyla, bazı yetkilerini birlikte kullanmayı özgürce seçmiş olan Devletlerce kurulmuş Avrupa Topluluklarınave Avrupa Birliği’ne katılır.” Aynı metnin madde 88-2’si ise şu şekildedir: “Karşılıklılık ilkesine bağlı olarak ve 7 Şubat 1992’de imzalanmış olan Avrupa Birliği hakkındaki Antlaşma hükümleri uyarınca Fransa, Avrupa ekonomik ve parasal birliğinin kurulması için gerekli yetkilerin devrini kabul eder. Aynı çekinceye bağlı olarak ve 2 Ekim 1997’de imzalanmış Antlaşma ile yeniden düzenlenmiş olan Avrupa Topluluğunu kuran antlaşma hükümleri doğrultusunda, kişilerin dolaşım hürriyeti ve diğer ilgili kuralların tespiti için gerekli yetkilerin devri kabul edilebilir.

Avrupa Birliği’ne ilişkin Antlaşma uyarınca kabul edilmiş olan kanunlara göre Avrupa tutuklama müzekkeresine ilişkin kurallar, kanunlarla belirlenir.”12 Portekiz Anayasası’nın 8. maddesinde yer alan benzer bir hüküm ise şöyledir: “Genel ve olağan uluslararası hukukun kuralları ve ilkeleri, Portekiz hukukunun ayrılmaz parçasıdır. Portekiz’in üye olduğu uluslararası örgütlerin yetkili organlarınca konulan kurallar, tatbik edilecek kurucu antlaşmalarca öngörüldüğü ölçüde, iç hukukta doğrudan doğruya uygulanır.”13 Bir başka cesur düzenleme ise İngiltere’ye aittir. 1972 tarihli Avrupa Toplulukları Senedi’nin 2/1. maddesine bakıldığında şu hüküm görülmektedir:

“Antlaşmalardan ve bu antlaşmaların uygulamasından doğan haklar, yetkiler, mesuliyetler, yükümlülükler, kısıtlamalar ile yine antlaşmaların tatbiki neticesinde ortaya çıkan davalar ve yargısal usul, herhangi bir iç hukuk belgesine gerek olmaksızın, bu Senet hükümleri uyarınca Birleşik Krallık tarafından tanınır ve uygulanır.”14 Buna benzer hükümler Almanya, Norveç, Belçika, Lüksemburg, İsveç, Danimarka, İspanya, Hollanda, Yunanistan ve İtalya gibi pek çok devletin anayasa veya düzenlemelerinde mevcuttur.

Bütün bu örneklere ve emarelere bakıldığında, anayasaüstü hukuk ve anayasa-üstü norm’un belirgin üstünlüğü görüldüğünde “hangi anayasa?” sorusunu sormak kaçınılmazdır. Bir ülkede uluslararasi2herhangi bir kuralın değeri uygulamasıyla ölçülebilir. Bu yüzden, anayasa gibi, kuralların kuralı konumunda yer alan bir hukuk metninin tarihsel yolculuğu boyunca kat ettiği mesafe ve geldiği evreyi sağlıklı şekilde tespit edebilmek için uygulamasına bakmak gerekmektedir. Hele, pek çok ülkenin anayasaları, bizzat başka birtakım değerlere, kurallara, hukuk düzenlerine berrak bir dil kullanarak atıfta bulunuyorsa, o anayasaların temsil ettiği hukuki anlayıştaki “anayasa”nın “kuralların kuralı” olup olmadığı, normlar hiyerarşisinde hâlâ en üstte yer alıp almadığı sorgulanmalıdır. İşte bu yolla anayasanın aldığı yeni konum tespit etmek mümkün olabilecektir.

Divan’ın 1963 tarihli Van Gend en Loos kararına göre, AET antlaşmasının işleyişi, Topluluk içerisindeki ilgili tarafları doğrudan doğruya ilgilendiren bir Ortak Pazar kurmak olan amacı, bu antlaşmanın sadece âkit devletler arasında karşılıklı yükümlülükler yaratan bir sözleşmeden ibaret olmadığını ifade etmektedir.

Uluslararası hukuk düzeninde zorunlu bir yargı organı ve yaptırımları uygulayacak bir mekanizma olmadığı halde, Topluluk hukuk düzeninde Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve yaptırımları uygulayacak kurumlar mevcuttur

1- BAŞLAR, “Avrupa Birliği’nin Normatif Supranasyonalliği”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 30, Sayı 3, 1997

2- GÜNUĞUR, Avrupa Topluluğu Hukuku, Tarhan Basımevi, 1993

3- REESTMAN, Jan Herman, Primacy of Union Law, The European Constitutional Review, c.1, 2005

4- PAZARCI, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2005

5- PAZARCI, Hüseyin, Uluslar arası Hukuk Açısından Otuzuncu Yılında AET, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, No: 49, 1987, s.31-32

6- YAZICI, Serap, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009

7- ICL, Austria Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/au00000.html, erişim tarihi: 3.5.2011

8- ICL, France Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/fr00000.html, erişim tarihi: 3.5.2011

9- European Navigator The Authoritative Multimedia Reference On The History of Europe Web Site, Judgment of the Court of 9 March 1978 1

Amministrazione delle Finanze dello Stato v Simmenthal S.p.A., erişim tarihi: 4.5.2011

1- “The direct principle” olarak ifade edilir.
2- “The supremacy principle” olarak ifade edilir. Başlar, “Avrupa Birliği’nin Normatif Supranasyonalliği”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 30, Sayı 3, 1997 s.4-5
3- Yazıcı, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009, s.259
4- Pazarcı, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2005, s.11; Yazıcı, op.cit. s.259-260
5- Pazarcı, Uluslar arası Hukuk Açısından Otuzuncu Yılında AET, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, No: 49, 1987, s.31-32; Yazıcı, op.cit., s.260
6- Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ya da kısaca Avrupa Adalet Divanı, AAD (İngilizce: European Court of Justice) Avrupa Birliği (AB) bünyesi içinde yer alan en yüksek mahkemedir. Avrupa Birliği üyesi ülkeleri arasında, Avrupa Birliği hukukunu ilgilendiren konularda son sözü söyleyen kurumdur.
7- Simmenthal kararıyla ilgili bkz. European Navigator The Authoritative Multimedia Reference On The History of Europe Web Site, Judgment of the Court of 9 March 1978 1 Amministrazione delle Finanze dello Stato v Simmenthal S.p.A., erişim tarihi: 4.5.2011
8- Bu kararda Divan şöyle demektedir: “Üye devletlerce Antlaşma hükümlerine uygun olarak hak ve yetkilerin Topluluğa devredilmiş olması, onların egemen hakları üzerinde kesin bir sınırlamayı içerir ve ulusal hukukun hiçbir hükmü bu sınırlamayı bertaraf etmek üzere ileri sürülemez.” Yazıcı, loc.cit. Case c-213/89, Factortame Ltd and others v. United Kingdom, 1990, 20, 21, 22. paragraf
9- Avrupa Adalet Divanı’nın Costa Enel kararıyla ilgili incelemeler için bkz. Jan Herman Reestman, Primacy of Union Law, The European Constitutional Review, c.1, 2005, s.104
10- Yazıcı, loc.cit. 11- ICL, Austria Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/au00000_. html, erişim tarihi: 3.5.2011
12- ICL, France Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/fr00000_. html, erişim tarihi: 3.5.2011
13- ICL, Portugal Constitution, http://app.parlamento.pt/site_antigo/ ingles/cons_leg/Constitution_VII_revisao_definitive.pdf, erişim tarihi: 3.5.2011
14- İngiltere Yasama Organı Resmi Sitesi, http://www.legislation.gov.uk/ ukpga/1972/68/section/2, erişim tarihi: 3.5.2011

 

Güncel Hukuk Dergisi Şubat 2012/2-98