Vergi Kaçakçılığı Suçlarında Yaşanan Sorunlar

Özellikle sahte fatura düzenlemek ya da kullanmak gibi çok ciddi bir iddiayı raporuna yazan denetim elemanının bu iddiasını kanıtlamak gibi bir gerek duymaması, vergi yargılamasında hem zaman kaybına hem de hak kaybına neden olabilmektedir.

Dr. Faruk Güçlü

Abant İzzet Baysal Üniversitesi E. Öğretim Üyesi

Vergi, çağdaş devlet olabilmenin temel koşullarından birisidir. Bu nedenle halkın ve mükelleflerin verginin adil olduğuna inanması ve toplanan verginin iyi işlerde kullandığına ikna olması ön koşuldur. Ülkemiz ne yazık ki bu konuda Osmanlı’dan bu yana yaşadığı sıkıntıları aşabilmiş değildir.

Ülkemizde adaletin geç işlediği sık sık gündeme getirilen sorunlardan birisidir. Suçların çokluğu ve uzmanlık gerektirmesi yargıçların yetersiz kalmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle devreye bilirkişilik kurumu girmektedir.

Ülkemizde yılda ortalama 5-6 bin kişi “213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’na muhalefet” yani vergi kaçakçılığı suçundan yargılanmaktadır.

Vergi kaçakçılığı suçunun yargılanmasında yaşanan sorunları üç grupta toplamak mümkündür.

1- Vergi İnceleme Raporlarının Yetersizliği
Eskiden hesap uzmanları, maliye müfettişleri, vergi denetmenleri ve vergi daireleri müdürleri vergi inceleme raporları düzenleyebilmekteydiler. 2011 yılında çıkarılan Yasa ile vergi denetim elemanları “vergi müfettişi” unvanını alarak tek çatı altında toplanmışlardır.

Kuşkusuz görevini gerektiği saygınlıkla yapan pek çok vergi müfettişi var. Ancak yargılama esnasında karşılaşılan sorunlar irdelendiğinde vergi denetim elemanlarının yeterli ve gerekli ciddiyeti gösterdiğini söylemek de mümkün olamamaktadır. Örneğin sahte kimlikle olayla ilgisi olmayan kişiler adına kurulan şirketler tarafından düzenlenen faturalar konusunda suçun asli faillerini araştırmak yerine görünür failleri savcılığa ihbarla yetinilmektedir.

Yargıtay ve Danıştay içtihatları bir faturanın sahte olduğunun mutlaka karşıt inceleme yapılarak tespit edilmesi gerektiğini öngörürken, vergi denetim elemanlarının “bulamadıkları” gerekçesiyle Ba-Bs formlarını yeterli gördükleri hatta tarih dosyasını inceleyerek muhatabın defter ve belgesini incelemeden rapor düzenledikleri sık sık görülmektedir.1

Özellikle sahte fatura düzenlemek ya da kullanmak gibi çok ciddi bir iddiayı raporuna yazan denetim elemanının bu iddiasını kanıtlamak gibi bir gerek duymaması, vergi yargılamasında hem zaman kaybına hem de hak kaybına neden olabilmektedir. Bugün vergi müfettişi adı altında tek çatı altında toplanan denetim elemanlarına masa başında inceleme yapmak yerine raporuna yazdığı her isnadın delillendirilmesi gerektiği anlatılmak durumundadır.

Vergi davalarında emekli Sayıştay denetçilerinin de sık sık bilirkişi seçildiği görülmektedir. Sayıştay Kuruluş Kanunu gereği vergi incelemesi yapan bir kurum olmadığından, Sayıştay denetçilerinin de vergi suçlarında uzman olması beklenemez.

2- Bilirkişi Yetersizliği
Tüm adli kurumlarda bilirkişilik ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Yapılan düzenlemelerle bilirkişi listelerinin illerde Adli Yargı Adalet Komisyonunca belirlenmesi uygulaması da bu sorunu çözebilmiş değildir.

Özellikle vergi suçlarında Kanun’un ruhuna aykırı olması ve bu konuda Yargıtay içtihatları olmasına rağmen (Yargıtay 11.Ceza Dairesi 1998/8440 esas 1998/7465 karar), savcılık ya da yargılama aşamasında vergi denetim elemanlarının ya da defterdarlık çalışanlarının vergi davalarında bilirkişi olarak atandıkları görülmektedir. Hatta Adli Yargı Adalet Komisyonu bilirkişi listelerinde bu kişilerin görev alanlarında “vergi suçu” yazılabilmektedir.

Vergi davalarında emekli Sayıştay denetçilerinin de sık sık bilirkişi seçildiği görülmektedir. Sayıştay Kuruluş Kanunu gereği vergi incelemesi yapan bir kurum olmadığından, Sayıştay denetçilerinin de vergi suçlarında uzman olması beklenemez. Danıştay kararına göre Sayıştay denetçileri raporuna göre vergi salınamaz.2

Vergi davalarında bilirkişi atanan kişilerin bazen de mali müşavir ve yeminli mali müşavir olduğu görülmektedir. Serbest muhasebecilerin 3 Ocak 1990 gün ve 20391 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Çalışma Usül ve Esasları Yönetmeliği’nin 17. ve 18. maddelerine göre “bilirkişilik yapmaları yasak” olmasına rağmen bilirkişi atandıkları ve Adli Yargı Adalet Komisyonu listesinde yer aldıkları görülebilmektedir.

Yine lisansını değişik alanlarda (Kimya, Coğrafya vb.) yapan ama İşletme üzerine yüksek lisans yapan kişilerin vergi bilirkişisi olarak atanabildiğine de tanık olunabilmektedir. O nedenle bilirkişilerin ehil ve konunun uzmanı olması gerektiği hususunu yargıç ve savcılarımız gözetmek durumundadırlar.

3- Savcılık ve Yargılama Aşamasında Yaşanan Hukuksal Sorunlar
213 Sayılı VUK’nin 367. maddesi yetkili organ mütalaası olmadan vergi suçlarında dava açılamayacağını öngörmektedir. Uygulamada bazı savcılarımızın mütalaa olmadan polis suç duyurusu ya da vergi2bir şikayet üzerine resen soruşturma ve dava açtıkları bazı yargıçlarımızın da yargılamanın durdurulmasını gerektiren bu durumu dikkate almadan yargılamaya devam ettikleri görülebilmektedir.

Oysa VUK’nin 367. maddesinde (değişik fıkra:
23/07/2010- 6009 S.K/13.md.) “Yaptıkları inceleme sırasında 359. maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden maliye müfettişleri, hesap uzmanları ile bunların yardımcıları ve gelirler kontrolörleri ile stajyer gelirler kontrolörleri tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi mecburidir.

359. maddede yazılı suçların işlendiğine sair suretlerle ıttıla hasıl eden Cumhuriyet başsavcılığı hemen ilgili vergi dairesini haberdar ederek inceleme yapılmasını talep eder.

Kamu davasının açılması, inceleme neticesinin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesine talik olunur.” denilmektedir.

Vergi denetmenlerinin ve vergi dairesi müdürlerinin düzenlediği raporların Vergi Dairesi Başkanlığı mütalaası ile savcılığa gönderilmesi zorunludur.

Yine aynı eylem için vergi mahkemelerine açılan davalarda “sahte fatura kullanılmadığı ya da düzenlenmediği” gerekçesiyle salınan verginin silinmesine karar verilirken ceza mahkemelerinde yargılanan muhatapların mahkum oldukları görülebilmektedir.

Yine her bir vergi açısından (KDV, gelir ya da kurumlar vergisi) ayrı zaman aşımı süreci olduğu halde yargılamada yargıçların ya da savcıların tek bir vergi olduğunu düşünerek karar verdikleri görülebilmektedir.

Yargılamada fatura muhteviyatının teslim edilip edilmediği, faturanın kim tarafından düzenlendiği, düzenleyen firmanın stoğunda fatura muhteviyatı malın olup olmadığı, fatura bedelinin geçerli yöntemlerle ödenip ödenmediği konularına genelde bakılmadığı görülmektedir. Oysa bu durum, suçun kast unsuru ile doğrudan ilgidir.

TTK açısından sermaye şirketlerinde cezai sorumluluğun şirket müdürlerine ya da kanuni temsilcilere ait olduğu açık olduğu halde ortaklar aleyhine dava açılabildiğine tanık olunabilmektedir.

Yine vergi mükellefi olmayan kişinin vergi kaçırması mümkün değildir. Yargıtay bu gibi konuların “özel belgede sahtecilik suçunu” oluşturduğunu(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2000/1190 Esas,2000/96 karar) bildirmesine rağmen mükellef olmayan şahıslar hakkında vergi kaçakçılığından dava açılabildiğine tanık olunabilmektedir.

4- Çözüm ve Öneriler
Ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilmesi için adil ve çok kazanandan çok az kazanandan az vergi alması, gelirlerini artırması gereklidir.

Vergi suçlarında asıl suçluların cezalandırılması ve suçların zamanaşımına uğramasının önüne geçebilmek için;

– Vergi denetim elemanlarının ceza hukuku açısından eğitilerek desteksiz iddiada bulunmalarının önü alınmalıdır.

– Bilirkişilerin işin ehli ve tarafsız olmaları ön koşuldur.3

– Vergi suçlarının uzman mahkemelerce görülmesi gerektiği açıktır.

1- Yrd. Doç. Dr. Faruk Güçlü, Ülkemizde Vergi Kaçakçılığı ve Uygulamaları, Detay Yayınları, Ankara 2001.

2- Dr. Faruk Güçlü, TCK Açısından Vergi Kaçakçılığı, Ürün Yayınları,

Ankara 1998 3- Doğan Soyaslan, Bilirkişilik Sempozyumu, Ankara 2010

 

 

 

Güncel Hukuk Dergisi Şubat 2012/2-98