Bir Katliamda Ölümü Anlamak ve Göğüslemek Üzerine

Gerçekte Suruç’ta ne olduğunu sorabilmenin ve böylece sorumlulara yargılama yolunu açabilmenin bir yolu da; katliamın gerçek tanıklıklarını toplamak, bunların deliller olarak kabul görmesini sağlamak ve kurbanların insan hakkı taleplerinin başlangıcını açabilmek

Prof. Dr. H.Neşe Özgen
Sosyolog, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

“Hiç tehdit algısı yaşadın mı? Suruç’taki toplantıda, öncesinde ya da yolda sizi tehdit eden, düşman ya da yabancı bir yapı, yüz, durum algıladın mı?’ diye soruyorum:

Öyle güzel bir yanıt veriyor ki:

“Biz oradaki kimseyi kendimizden ayrı tutmadık ki. Ben iyi bir insanım, benimle aynı eylemi yapmak için bunca çaba harcadığını bildiğim insanlara, ‘acaba bu beni öldürür mü?’ diye nasıl bakarım?”.

Bir diğer kurban: “Suruç’ta ne gelebilirdi ki başımıza, bizim tek kaygımız Kobane’de olabilecek tehlikelere dairdi” diye yanıt veriyor. Özetle Türkiye Cumhuriyeti’nde sol ve sosyalist bir yapının örgütlü örgütsüz çevresi dahi, savaşın bir kurbanı olduğunu; öldürülmeden önce de savaşın kurbanı olduğunu henüz farketmiyor. Kendisini hala bu sınırlar içinde TR’nin vatandaşı sayıyor ve kendisinin de ‘kanı helal bir düşman’ olduğunu idrak edemiyor1.

Gözlerimi gözleriyle buluşturmak, birlikte ağlamak ve konuşabilmek çok zaman alıyor: Yaşam sevincinin kırıldığı gözleri yakalamak için. ‘Benim için ‘iyi’ yok artık’ dediğinde, ikimiz de ayrı bir yalnızlığa savrulmamak için el ele tutuşuyoruz. Diğeri:‘Bizim yükümüz sevgiydi’ diyen; patlamanın ilk sesini “Şampanya/konfeti patlaması gibi bir ses vardı: sonra… yerdeki kanların bile siyah bir tabakayla örtüldüğünü, yoldaşlarımın kanının bile simsiyah olduğunu gördüm’ diyenle, hangi ülkenin iltica için daha iyi olabileceğini de konuşuyoruz.

Suruç’a giden ekipten sağ olarak dönebilmiş olanlarla görüştüm. Amacım hem hatırlama (memorizing) görüşmelerine başlamak, hem de Suruç’taki katliamın sosyal bilimsel izini sürebilmekti.

Acının pornografisini yapmadan neleri sorabilirdim?

Gerçekte Suruç’ta ne olduğunu sorabilmenin ve böylece sorumlulara yargılama yolunu açabilmenin bir yolu da; katliamın gerçek tanıklıklarını toplamak, bunların deliller olarak kabul görmesini sağlamak ve kurbanların insan hakkı taleplerinin başlangıcını açabilmek. Tıpkı Ayotzinapa2 Katliamı’nda Meksikalı politikacıların hatırlatma zincirini kurabilme ve ölümlerin sorumlularının yargılanması talebini canlı tutmaları gibi. Diğer bir deyişle: kurbanlaştırmayı onaylayan bir mağduriyet anmasını öne çıkartmadan, demokrasi kaybının anlamını sürekli gündemde tutmanın yollarını aramak.

Mağdur çalışmalarında en sık yapılan hatayı da böylece aşabileceğimizi düşünüyorum: Türkiye’deki mağdur çalışmalarının genellikle hatırat (memorial) üzerinden işletilerek; mağdurun ‘etkisiz bir kurban’ düzeyine indirgenmesinin ve acının kaybedilmesinin karşılığında ödüllenebilmeyi körükleyen çalışmalarla ilerletilmesinin3; katliamın kurbanlar üzerindeki etkisinin katmerlenmesi ve böylece de olayın hatıralandırılmış anlatılarının davanın yasal zeminini,sadece ölenlerin tazminatına indirgemek amacıyla devlet tarafından kullanışlı hale getirilmesi tehlikesini taşıdığını düşünüyorum.

Görüşmeler sürerken beraber ağlamak ve beraber konuşmayı öğrenmek üzerine çalıştım; mağdurların hafızası henüz ‘ortak bir hatırata dönüşmeden’ hatırlama üzerine sorular sordum4. Böylece: Katliamın ilk elden gözlemleri yoluyla, Suruç’taki ölümleri süreç-mağdur/kurban ve sorumlular açısından anlayabilmek ve bu yolla da, Suruç katliamını hazırlayan ve sonuçlandıran etkenlerin cezalandırılmasına kadar gidecek yolu açabilmeye çalıştım.Örneğin: Kobane’ye gitmeye hazırlık, ekibin derlenmesi, kişinin nasıl ve hangi saiklerle katıldığı, neden bu aktivitenin içinde yeralmayı istediği ve nasıl yer aldığı, örgütlü olup olmadığı, güvenlik algısı, mağduriyet algısı, aktör olma bilinci, devlet ve vatan algısı, katliam sonrası düşüncelerivb. gibi.

Örneğin: Suruç’taki patlamanın sorumlusunun IŞİD olduğunu ilk ne zaman duymuşlardı? Hayatlarında bomba nedir, silah nedir bilmeyen ve çoğunlukla şiddete karşı olan bu insanlar, ‘canlı bomba’ ile katledilmiş olduklarını neden ve ne zaman düşünmüşlerdi? Sol/sosyalist örgütlerde bilinçle siyaset yapanlar ile, aktivist kimlikleriyle bir örgüte bağlı olmaksızın gruba katılmış olanların katliama ilişkin gözlemleri nasıl farklılaşıyordu?/farklılaşıyor muydu? Emniyet’in olaydaki ve sonrasındaki tutumu neydi? Emniyet tarafından katil/sorumlu olarak servis edilen kişi/kişileri görmüşler miydi? Suruç halkıyla ilgili ne düşünüyorlardı? Savcılık tarafından ifadeye çağrılmışlar mıydı? Çağrılmamışlarsa, bunu nasıl karşılıyorlardı? Sol/sosyalist ve aktivist olarak hayata bakışları bu olayla ne kadar değişmişti? Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorlardı?

Sonuçlara dair elbette paylaşabileceğim çok şey var: Örneğin bu katliamdan önce kendilerini ‘muktedir-aktör’ olarak görenlerin katliam sonrasında iki ayrı tutum aldıklarını söylemek mümkün. Kurbanlar kendilerini iki türlü tarif ediyorlar (örgütlü olmaya bağlı olmaksızın): Kobane için hareket geçen aktif aktörler olarak, katliam sonrasında ya kurban ya da yem olduklarını düşünüyorlar. Örneğin: daha örgütlü olanlar polisin kendilerine davranışını ve düşmanlık bildiren durumları daha sarih tarif ederken; bir örgüte bağlı olmaksızın sürecin içinde yer alanlar daha ziyade bellek bulanıklığıyla ve iyilik/kötülük meselesinin ontolojik problemiyle başetmeye çalışıyorlar. Örgütlü gidenler de dahil kimsenin zihninde, Suruç bir mekan-bir yer olarak varolmuyor: Bir geçiş olarak yer alıyor.

Kimse onca saatlik yol boyunca kaydedilmemiş, birbiriyle tanıştırılmamış, bazılarının pasaportu dahi yok, olanlar pasaportlarının geçerlik süresini bazen bilmiyor; sınır, sınır geçme hakkında/geçemezlerse ne olabileceği ve bununsonuçları hakkında konuşmamışlar, haberleşme telefonu alınmamış, yoldaşlık tesis edilmemiş; herkes birbirini dost-yoldaş olarak kabul ederken şimdi ölenler hariç bir yalnızlık çölünde bırakılmış olma duygusu egemen. Bir ölümün suretine sığınmanın dayanılmaz yükü gözlerinden taşıyor. Konuştuklarım: ‘Ben de ölmeliydim” diye yanıt veriyor. ‘yaşamış olmaktan utanıyorum’.

Ben de aynı duyguyu taşıdığımı biliyorum: Bir fotoğraf olarak sabitlenmiş her bir insanı yaşamımdaki en güzel olaya yerleştirip binlerce yıldır tanıdığımı düşünüyor; ve onu böyle yitirmiş olmanın kendi ruhsallığımı, insan olma varlığımı derinden zedelediğini, buna dayanamayan yüreğimin hızla ölüme doğru kaçtığını, biliyorum.

Korkunç bir ölümle ölmenin, yokolmakla tehdit edilmenin en ağır biçimlerini yaşamış olan bu insanlar; şimdi giderek sadece ölenlerin acısını kimlik edinmenin hücresine kapatılma tehlikesini de yaşıyorlar ve bazen, hatta, bunu severek kabulleniyorlar: Katliam böyle de başarıya ulaşıyor; hayatımızın en güzel bakışlı en güzel akıllı geleceği, bir yandan da yeniden aktör olma duygusunu terk etmenin ve kurbanla özdeşleşmenin tehlikesiyle yüz yüze.

Nedense ölümlerin, katliamların hep bir eylemin sonucu, bir sonlanma olduğunu; Suruç’taki katliamında, kendi karşı koyuşlarımıza karşı bir sonuç olduğunu düşünmüştük.

Öyle ya, bizler bir durum değiştirmeye kendimizi muktedir kıldığımızı, aktör olduğumuz biliyoruz, ancak bu mücadele anında, iktidarın bu zemini bize bırakmayacağını demek ki düşünmemişiz. Kendimizi hala bu devletin bir vatandaşı hala bu oyunun kıymetli bir pazarlıkçısı olduğunu sanıyoruz.

Oysa şimdi bir başlangıç olduğunu farkediyoruz: Suruç’u soğukkanlı bir iktidar hırsının, kendi meşruiyetini sağlamak için hepimizin kanını helal kılan bir iktidarın oyunlarının başlangıcı olarak okumamız gerektiğini fark ediyoruz.

Suruç katliamının kurbanı sadece ölenler değil: Sürece katılanlar, izleyenler, destek olanlar, örgütler, platformlar…Hepimiz.

Tıpkı Ayotzinapa kurbanlarına yapıldığı gibi, ayrı izleme grupları kurup süreci izlemeli ve bu kurban mitinin hepimize yayılmasınıhemen engellemeliyiz.
* ozgen.nese@gmail.com

1.Bu konuyla ilgili bkz: “Artık hepimiz… “ http://postkes.com/artik-hepimiz-oldurulebilecek-kani-helal-yabancilariz/
2.Ayotzinapa katliamı: M43 öğrencinin kaçırılarak öldürülmesi ve sürecin devamı için bkz: https://en.wikipedia.org/wiki/2014_Iguala_mass_kidnapping
3.Bu hususta fazlaca tartışmaya girmeyeceğim: hatırlama ve hatırat ayrımı için bkz Özgen. Hn. N. (2013) Toplumsal Hafızanın Hatırlama ve Unutma Biçimleri: Van-Özalp ve 33 Kurşun Olayı. http://www.idefix.com/kitap/toplumsal-hafizanin-hatirlama-ve-unutma-bicimleri-h-nese-ozgen/tanim.asp?sid=HLRKOTH35H2HR3SB9WKR
4.Kurban ve duygusal hatırlama çalışmaları için kendisinden çok şey öğrendiğim Svashek’in çalışmaları: http://qub.academia.edu/MaruskaSvasek/Activity. Ayrıca bu zor çalışmaların tekniği için bkz : http://www.nybooks.com/articles/archives/1995/jan/12/victims-of-memory-an-exchange/

Güncel Hukuk, Ağustos 2015