Su, Hava, Ekmek Kadar Yaşamsal Olduğuna İnandığım Kavram Hukuk

osmansaffetarolat

Hapisten çıktıktan 4 ay sonra, bir elimde pazar torbası, öbür elimde küçük oğluma aldığım balonla, çarşı durağından otobüse bindim

Osman S. Arolat
Gazeteci

Yaşanan hayat insan için öğreticidir. Birçok kişinin yaşamında olduğu gibi benim yaşam deneyimim bana hukukun, insanlık için su, hava, ekmek kadar yaşamsal bir kavram olduğunu öğretti.

54 Yıllık Gazetecilik Yazarlık Hayatımın İlk On Yılında Yaşadıklarım…
1960’ların bir genç gazetecisi olarak Türkiye’yi ve dünyayı değiştirme, daha yaşanır kılma adına önemli bir ütopyamız söz konusuydu. Gençlik örgütlerinde bir araya geldiğimiz arkadaşlarımızla bu ütopya adına eylemler yürütürdük. İşçilerin grevlerini, köylülerin toprak işgallerini destekleyerek, ülke içerisinde antiemperyalist, antikapitalist eylemlerle ideolojimizi hayata geçirmek isterdik.
Bir yandan Ortadoğu’da, Filistin’de FKÖ ve El-fetihi destekler, diğer yandan binlerce kilometre öteden Küba’da Castro ile Che’ye ve Vietnam’da Ho Chi Minh’in Amerika’ya karşı verdiği mücadelesine yürekten katılır, ülkemizde bu konularda duyarlığın artması yönünde eylemler yapardık.

Önce Öğrenci Örgütleri Bildiri, Sonra Dergilerin-Gazetelerin Yazarı Oldum…
1960’lı yılların ortalarında önce öğrenci örgütlerinin bildirilerini yazmaya başladım. Tabii bir süre sonra, bunların soruşturmaları, yargılanmaları gündeme geldi. Bununla ilgili o dönemde yaşadığım bir suçüstü mahkeme yargılamasını anlatayım:
Polisler beni Beyazıd Çınaraltı’ndan alıp, “hakkında soruşturma var” diye Sultanahmet Adliyesine götürdüler. Adliye’ye geldiğimde arkadaşlarım avukatımız Enis Coşkun’u haberdar edip duruşma salonunda yer almasını sağlamışlardı. Duruşma salonunun bir kenarında beni getiren polisler de oturuyordu.
Hakimin masasının sol yanında 7-8 dosya duruyordu. Hakim ilk dosyayı aldı. “Evladım bu bildiri sana mı ait?” diye sordu. “Altında imzam var mı?” diye sordum. “Yok evladım” dediğinde yazmadığımı söyledim. Hakim o dosyayı sağ yana alıp, soldan yeni dosyayı aldı. Yine aynı soru cevap ve o dosya da kürsüde soldan sağa geçti. Bütün dosyalar böylece soldan sağa geçtiğinde babacan görüşlü hakim, “Evladım bak dışarda ne güzel bahar havası var, bunlarla uğraşacağına kız arkadaşını alıp gezmeye gitsene” diye bir nasihat sonrası, serbest olduğumu gidebileceğimi söyledi. Mahkeme salonundan çıktığımızda polisler beklemem gerektiğini, karara itiraz edeceklerini söylediler. İtiraz talepleri de yarım saat kadar sonra son buldu. Adliye boşalmıştı. Enis Coşkun’la adliyeden ayrılırken, polisler bu kez, “Sirkeci’ye gidelim müdürümüz seni istiyor” dediler. Tam kapıdan çıkıyorduk. Ben, “Enis beni bırak kapıyı kapa” diyerek adliye önüne çıkıp kaçmaya başladım. Arkamdan iki el havaya ateş edildi, ama nafile, ben koşarak Babıali yokuşundan inip Sirkeci’de Üsküdar vapuruna bindim. Nereye gidebileceğimi düşünürken vapur Üsküdar’a yanaştı. Kandilli’de Profesör İdris Küçükömer’in kapısını çalıp, olanları anlatıp o gece orada kalıp kalamayacağımı sordum. Hoca beni misafir ederken, “Bir süre dışarı çıkma, burada kal” diyerek beni evine aldı. On gün kadar orada kaldıktan sonra hayat normale döndü.

(devamı Güncel Hukuk’ta)

Güncel Hukuk Dergisi, Kasım 2016, S. 155