2018’i Geride Bırakırken

 

2018, mevcut yargı sisteminin gene ağır, hatalı ve yanlış bir sistem içerisinde devam ettiği bir yıl niteliğini taşıyor. Bu çerçevede 13 yıl önce gerçekleştirildiği ileri sürülen Ceza Adaleti Reformunun işlediğini belirtmek çok zor olmaktadır

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

 Türkiye’de gün geçmiyor ki önemli, büyük ve tartışılan bir hukuki konu olmasın. Son günlerde Suudi Arabistan Konsolosluğunda bir kişinin kaybolması ve sonra ölümü ile ilgili kuşkuların yoğunlaşması yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. Olayın üzerinden ancak on gün geçtikten sonra Emniyet Kuvvetleri ve Savcılık müdahalede bulundu, suç araştırma işlemlerini ve eylemlerini yürütmeye başladı. Oysa diplomatik dokunulmazlığın uluslararası sözleşmelerde içeriği ve sınırları belliydi. Konsoloslukta işlendiği iddia edilen bir suç Cumhuriyet Savcılığının, yetkili Emniyet Kuvvetlerinin hemen müdahale edebilmesiyle araştırılabilir; adli bir olay, Konsolosun yurtdışına çıkması, Türkiye’ye bir heyetin ani olarak gelmesi ve gitmesi gibi diplomatik tartışmaların konusuna neden olmazdı.

Bunun gibi Türkiye, Rahip Brunson olayını da yaşadı. Bu kişinin önce son derece ağır bir suçlama altında tutulması, uzun süre tutuklu kalması, yargılamanın sonuna doğru tutukluluğun ev hapsine çevrilmesi konunun kamuoyuna yayılması sonucunu doğurdu. Bu arada Rahip Brunson’un uyruğu nedeniyle konuya ABD Başkanının girmesi ve ev hapsi sırasında değişik ve alışılmamış şeyler söylemesinin hemen sonrasında, son duruşmada gizli tanıkların bilinmeyen bir nedenle eski ifadelerini değiştirmeleri yargının kamuoyunda tartışılan bir konu ya da sorun olmasını sonuçladı. Ancak sonuç bununla da bitmedi. İlgili kişi ABD’ye gitti ve bir yabancı ülkenin siyasi hayatının unsuru durumuna geliverdi.

Konuşulan, tartışılan, eleştirilen yargı işleyişi bu kalburüstü olaylarla da bitmiyor. Türk asıllı bir Alman genci ülkemizde aylarca tutuklu kaldıktan ve yargılanmak için aylarca bekledikten sonra ilk duruşmada tahliye edildiği gibi Almanya’dan gönderilen bir uçak ile ülkeye döndü. Gazeteci olan bu kişinin tahliye edilmesinden önce ve sonra Türk ve Alman siyasetçileri farklı farklı konuştular ve bağımsızlık, tarafsızlık ilkelerinin unutulduğu görüldü.

Gene bu yıl içinde Ergenekon ve Balyoz davalarının etkileri sürüp gitti. Şöyle ki; bu davalarla ilgili Yerel Mahkemelerin kararları bozulduktan sonra onlarca haksız tutuklama davası açıldı ve Yerel Mahkemeler ile Yargıtay’ın kararları arasında tazminat tutarları yönünden uçurum denebilecek farklılıklar görüldü. Bunun dışında yüzlerce aydının yargılandığı bu davalarla ilgili “tarihe not düşecek derecede” birtakım yargısal resmi yayınlar yapılmadı. Örneğin, bu davalarda kaç kişinin yargılandığı, kaç kişinin ne kadar tutuklu kaldığı, her iki davanın ve bu davalarla birleşen diğer davaların sürelerinin ne kadar olduğu, İddianamelerde ne kadar ceza istendiği, sonuçta Mahkemelerin ne miktar cezalar verdikleri ve Yargıtay kararı ile bu miktarların ne kadar indiği konusunda bir açıklama 2018 yılında yayımlanmadı.

Bunların ötesinde Türkiye’de üçlü ceza mahkemelerinin ikili bir duruma getirilmesi, Cumhuriyet Savcılarının Asliye Ceza Mahkemelerinde ve hatta Bölge Adliye Mahkemelerinde bulunmayışları, davaların yıllarca, sürekli olarak değişen yargıçlarla, görülmesi zorunluluğunun devam etmesi, tutukluluk sürelerinin çok uzaması ve bu tutukluluk hallerinin İddianameler dahi düzenlenmeden devam edip gitmesi halen sürüyor.

Kısaca 2018, mevcut yargı sisteminin gene ağır, hatalı ve yanlış bir sistem içerisinde devam ettiği bir yıl niteliğini taşıyor. Bu çerçevede 13 yıl önce gerçekleştirildiği ileri sürülen Ceza Adaleti Reformunun işlediğini belirtmek çok zor olmaktadır. Adalet sisteminin Türkiyemize, Türk toplumuna yakışır bir düzeye getirilmesi, bu konuda Batı örneklerinin öğrenilmesi, bunlar üzerinde yeni düzenlemelerin hazırlanması ve yeni ve çağdaş yöntemlerin uygulanması bugün bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. 2018 yılı biterken Yüksek Yargı Organlarına, Üniversitelere, Barolara bu sistemin değiştirilmesi ve düzeltilmesi yönünde çağrıda bulunma zamanının geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.