Hukuku Sevmek, Saymak ya da Hukuka Övgü


“İnsan hakları, iyi niyet, eşitlik, ayrımcılığa maruz kalmama, adil yargılanma, kanunilik, doğruluk, dürüstlük, haksız yere özgürlüğün kısıtlanmaması” gibi ve benzer çağdaş kavramların yargıda, uygulamalarda hep bulunması gerekir

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Son yıllarda pek çok kişi Adalete güvenin kalmadığını, Adalete inanılmadığını söyledikten sonra bugünkü adli işleyişin düzelip düzelmeyeceğini sormaktadır. Bu saptama ve soru karşısında kalanlar da olumsuz, karamsar görüşlerini dile getirmektedir.
Adalet gibi haklının hakkını teslim eden, haklıyı haksızdan ayıran soyut erdemli gücün, olağanüstü olumlu işleyişin böylesine güvensizlikle karşılanması, değerlendirilmesi çok üzücüdür. Bir tanrıça ile simgeleşmiş Adalet ile ilgili düşüncelerin böyle olumsuzluklarla dile getirilmesi toplumsal barış için, bireysel davranış için tehlikelidir. Kişilerin haklarını almak, özgürlüklerini kaybetmemek için, güvensizlik ve karamsarlık nedeniyle Adalet önüne çıkmak istememeleri bu tehlikeli gidişin ilk belirtileri olmaktadır.
Oysa Adaletin hukukla, yargıyla, hukuk uygulamasıyla var olduğu ve sağlandığı bilincini taşıyarak Adalete olan güvenimizi yitirmemeliyiz.
Doğaldır ki Adalet, hukuk kurallarının çağdaş, toplumun yararına, bireyin gelişmesine uygun olması ve yargının iyi çalışmasıyla gerçekleşmektedir. Adaletin temelinde insan haklarının bulunması öncelikle bu hakların yazılı kaynaklarda yer alması, somutlaştırılması, bunlara saygı duyulmasıyla mümkündür. Bunun için ülkedeki yasama ve yürütme organlarının, hukuk eğitimi veren yükseköğretim kurumlarının, hukuk öğreticilerinin düzeylerinin yüksek olması ve iyi çalışması gerekir.
Aynı şekilde, doğaldır ki, Adalet yargının iyi çalışması, işlemesiyle gerçekleşebilecektir. Adaletin temelinde yargının bulunması; yargının doğru çalışması, kurallara tam olarak uyması, hakka ve hakikate, hakkaniyete inanması, bu üstün değerlere ulaşmak için objektif, tarafsız olması, hiçbir kişinin, kurumun, kuvvetin, iktidarın etkisi altında kalmaması, baskılar karşısında eğilmemesi demektir.
Bu nedenlerle Adalet ve yargı hukukla, hukuk kuralları ve ilkeleri ile birlikte ilerler, gelişir, güçlenir ya da güçsüzleşip kaybolur.
Anayasalarda ve Siyaset Biliminde Montesquieu’den bu yana devletin üç erke dayandığı şeklindeki düşünce doğru olmakla birlikte yanlıştır da. Yasama, yürütme ve yargı olarak belirlenen kuvvetler ayırımındaki her üç kuvvetin arkasında aslında hukuk vardır. Yasama ve yürütme kurumları hukuk kaynaklarını hazırlarken kabul ederken uygularken ve bu kaynaklara aykırı eylemlere karşı çıkarken hep hukukun içinde kalmak durumunda yargı da hep hukuku doğru, dürüst, adil uygulamak zorundadır. Kısaca her üç kuvvetin arkasında hep hukuk, yalnız hukuk vardır. Bir devlet yönetiminde öncelikle hukuk bulunmaktadır.
Yargının bu gerçeği hiçbir şekilde gündemden düşürmemesi gerekir. “İnsan hakları, iyi niyet, eşitlik, ayrımcılığa maruz kalmama, adil yargılanma, kanunilik, doğruluk, dürüstlük, haksız yere özgürlüğün kısıtlanmaması” gibi ve benzer çağdaş kavramların yargıda, uygulamalarda hep bulunması gerekir.
Ancak böyle tutum ve yaklaşımlarla hukuka sevgi, saygı, övgü ve güven yaratılabilir.

Güncel Hukuk Dergisi, Ocak 2017, S.157