Üniversiteler Açılırken


Her üniversiteye, içinde özgürce ilerleyebileceği bir ortam sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bilim ancak özgürlük içerisinde var olabilir
Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Ekim ayı üniversitelerin açıldığı ay… Çoğu kurumun ve olayın değişmesi gibi, bu açılış günlerinin tarihi de değişti. 1980’li yıllara kadar, Türkiye’deki bütün üniversiteler hep aynı günde, 1 Kasım’da açılırdı. Ekim ayının sonlarına doğru, Anadolu’nun pek çok şehrinden üniversiteli gençler otobüslerle, trenlerle akın akın İstanbul’a ve Ankara’ya gelirlerdi… Bugün Türkiye’nin hemen her ilinde Üniversite olduğundan, artık Ekim ve Kasım aylarında büyük şehirlere akın akın gelen üniversiteliler pek görülmüyor. Buna karşılık Üniversitelerin açılışıyla ilgili eskiden pek görülmeyen bir olaya bu yıllarda çok rastlanıyor. Eskiden üniversiteler, törenlerle bütün fakülteleri kapsar şekilde açılırken, bugün her üniversite ve fakülte kendi açılışını yapıyor ve hemen her fakültede açılış dersleri de veriliyor.
O tarihlerde, Üniversitelerde yılda iki kez kış ve yaz dönemleri olmak üzere üçer ay süre ile öğretim yapılırdı. Şubat, Haziran ve Ekim ayları, doğrudan doğruya sınavlara ayrılırdı. Şimdi eğitim ve sınav tarihleri de değişti ve her üniversite ve fakültede değişik tarihlerde sınavlar yapılıyor.
Üniversiteler, önceki yıllarda, bağımsız ve özerkti. Her fakülte, kendi kurullarıyla, öğretim üyelerinin çalışmalarını, öğretideki durumlarını bilimsel açıdan değerlendirirdi. Kısaca, öğretim üyeleri tüm çalışmalarını ve etkinliklerini hep fakülteler içerisinde yürütürdü. Üst kurum niteliğindeki üniversite rektörlüklerinin dahi fakültelerdeki çalışmalara müdahalesi pek olmazdı. Kısaca üniversite bünyesinde denetleyici ve düzenleyici merkezi bir güç yoktu. Bu çerçevede eskiden var olan yaygın özerklik ve bağımsızlık bugün artık bulunmamakta ve bunun yerine 1980’li yıllardan bu yana varlığını devam ettiren Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) merkezi gücü bulunmaktadır. Dolayısıyla, her üniversite ve fakülte, YÖK’ün düzenlemesi ve denetlemesini daima üzerinde hissetmektedir.
Buna karşılık, önceki yıllarda, Türkiye’de çok az olan üniversitelerin bugün çoğaldığını kolaylıkla söylemek mümkün… Eskiden sadece İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum’daki üniversitelerin sayısı, bugün bütün Türkiye’ye yayılarak çok fazlalaşmıştır. Çok sayıda üniversitenin olması, doğaldır ki ülkemiz için çok yararlıdır. Böylece binlerce genç, öğrenim yapabilme olanağına kavuşmuştur. Açılan vakıf üniversiteleri bu sayının artmasını sağlamıştır. Üniversitelerin yüzlere ulaşması gençler ve öğretim üyeleri için yararlı olmuştur. Böylece Türkiyemizde binlerce insan üniversitelerde bulunabilme olanağına kavuşmuş bulunmaktadır.
Ancak XXI. yüzyılda çok uygulanan üniversite ve bilim sıralamalarında ülkemiz üniversitelerinin gerilerde kalması hayli üzücüdür. Bilimsel çalışmaların her alanda çok olmaması, yayınların sürekli, düzenli ve yeterli olmaması bu durumun önemli nedenleridir. Batı üniversitelerindeki çalışmaların daha çok inceleme ve araştırmaya dayanması Türkiye’de görülmemektedir. Üniversitelerimizin ağırlık etkinliğinin hep öğretim ve eğitimde kalması, Türkiye’yi belirtilen sıralamalarda hep arka planda tutmaktadır. Yabancı ülkelerde doğrudan doğruya, araştırma, inceleme laboratuvarlarında ve enstitülerinde yapılan çalışmalara, deneylere, denemelere ve sosyal alanlardaki anketlere, yorumlara, değerlendirmelere ülkemizdeki üniversitelerde çok fazla rastlanmamaktadır.
Doğaldır ki, üniversitelerde bilimsel çalışmaların çağdaş düzeye erişebilmesi laboratuvarların, kütüphanelerin, ihtisas birimlerinin, enstitülerin çok donanımlı olmasına, her türlü araç ve gerecin yeterince kullanılabilmesine bağlıdır. Bunun dışında öğretim üyelerinin ve yardımcılarının koşullarının çok iyi olması, maddi kaygılar içinde bulunmamaları, zorunlu koşullar olarak ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’nin gelişmesi ve çağdaş bir düzeye erişebilmesi ancak üniversitelerin ilerlemesiyle mümkündür. Bunun için de her üniversiteye, içinde özgürce ilerleyebileceği bir ortam sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bilim ancak özgürlük içerisinde var olabilir. “Hayatta en hakiki mürşitin ilim olduğu” özdeyişi ile üniversitelere yaklaşıldığında özgürlük, özerklik ve bağımsızlık kavramlarının üniversite kavramından ayrı olmadığı ve olamayacağı kolayca anlaşılmaktadır.

Güncel Hukuk Ekim 2017, s.166