Üniversitelilerin Seslenişi: Tartışılan Bildiri

Kendini arayan bir toplumda çözüm önerileri nasıl Siyasal Partilerden, Yasama Organından, Basından, Yürütmeden gelebilirse Üniversitelerden de gelebilir.

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Türkiye, 1968-1981 arasında geçen yıllarda hep bildirilerle yaşamıştı. Gün geçmezdi ki, üniversite öğrencileri, öğretim üyeleri bildiri yayınlamasın… Öğrenci dernekleri, bir görüş etrafındaki gençler, sürekli bildiri yayımlarlar, ortak görüşlerini topluma yaymaya çalışırlardı. “Faşizm, sosyalizm, nasyonal sosyalizm, anti-laisizim” bu bildirilerin sloganları idi. Bu kavramlara dayanan ya da bunları yücelten veya yeren bildiriler hep eleştirilerle, çağrılarla sona ererdi: “Katil iktidar, işbirlikçi hükümet, kompradorlar, faşist devlet” gibi sloganlar bu bildirilerin başlıca sözcükleri, nitelemeleri idi.
Türk Ceza Kanunu’nun 141, 142, 159, 163, 311, 312. maddelerinin alabildiğine sert uygulandığı, toplumun düşünce açıklamalarına henüz alışık olmadığı bu yıllarda, bu bildirilere karşı, gerek iktidardaki ve gerekse muhalefetteki parti liderlerinden ağır eleştiriler, pek gelmezdi. O yıllarda düşünce özgürlüğünün sınırlı olup olmadığı tartışmaları da yoğunlaşmamıştı… Hele düşüncenin eyleme dönüşmemesi halinde yargılama konusu olamayacağı; mevcut ve yakın tehlike olmadıkça düşüncelerin serbestçe söylenebileceği şeklindeki görüşler bilinmiyordu… Eyleme dönüşmemiş düşüncelerin “sarsıcı, şaşırtıcı, alışılagelen boyutların ötesinde” olması durumunun bir insan hakkı ihlali olmayacağı uluslararası kararları daha gündemde değildi.
Gene aynı dönemlerde, herhangi bir bildiri nedeni ile, bu bildiriler çatışmalarla, kavgalarla, işgallerle sürüp gitmemişse, Üniversitelerin doğrudan cezalandırıcı müdahaleleri ile karşılaşılmazdı. Üniversite yönetim kurulları, senatoları, daha çok, işgal, kavga gibi gerçekten ağır olaylara karşı çıkardı. Düşünce ve şiddet ikileminde, kabul edilmeyen, karşı gelinen unsur genellikle şiddetti. Üniversiteler sahip oldukları özerklik ile öğrenci hareketlerine karşı yıllar içinde değişen tutumlar da izlemişti.
Genel hatları ile belirlenen bu görünüm değişik, alışılmamış, yeni ufuklara ulaşmak amacı taşıyan düşüncelerle, şiddetin, kargaşanın, hoşgörüsüz eylemlerin çatışmaları ile giderek tırmandı. Toplumumuz bu çatışmaların sonucunda önemli dönemeçler yaşadı; her dönemeç toplum yaşantısını derinden sarstı. Bu sarsıntılarla XX. yüzyılın sonuna gelindi… Yeni kavramlar bu sarsıntıları destekleyen unsurlar oldu… Aidiyet duygusu ile yeni arayışlara yönelindi…
Şunu belirtmek gerekir ki, ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü, dernek kurma, basın, iletişim ve bilim-sanat özgürlüklerinin de kaynağıdır. Bu özgürlüklerin Anayasa ve Kanunlarda yer alışı ve düzenlenişi bunların sınırsız oluşlarını da belirtmektedir. Çünkü insan bu özgürlüklerle benliğini geliştirmekte, toplumsal ve bireysel sorunlarla ilgilenmekte ve bunları çözümleyebilme olanaklarını araştırmaktadır. Bu araştırmalar, şiddet, hoşgörüsüzlük, yakın ve mevcut tehlike olmadıkça demokratik toplumun önemli ve yasal unsurlarını oluştururlar.
Kendini arayan bir toplumda çözüm önerileri nasıl Siyasal Partilerden, Yasama Organından, Basından, Yürütmeden gelebilirse Üniversitelerden de gelebilir. Çünkü Üniversiteler bir ülkenin ışığıdır. Bu ışık, kitaplarla, bilimsel çalışmalarla, araştırmalarla, öğretim üyelerinin görüş ve düşünceleri ile, öğrencilerin geleceğe yönelen çabaları ile daha da parıltılı hale gelir. Günlük kaygılarla bu ışık karartılmamalıdır.

Güncel Hukuk, Şubat 2016