Unutulan Bir Kavram Güvence Karşılığı Tutuklamama ya da Tutuklamaya Son Verme…

Yeni Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu insana öncelik tanıyan bir sistem

getirme iddiasıyla yürürlüğe girmişti. Oysa kanunlarda yer alan pek çok madde ve bunların

uygulaması bu önceliği ortadan kaldıran boyutlara ulaşmaktadır

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) yeni ve önemli düzenlemelerinden biri “adli

kontrol”dür. 01 Haziran 2006’da yürürlüğe giren Kanuna göre; bir soruşturma ya da

kovuşturmada yargıç, tutuklama yerine adli kontrol altına alma kararı verebilir. CMK’nin

109. maddesinde yer alan adli kontrol içinde on iki ayrı yükümlülük düzenlenmiştir.

Bunlardan biri, Kanunun 109/3-f maddesinde bulunmaktadır. Madde şöyledir: “Şüphelinin

parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok

taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hakimce belirlenecek bir

güvence miktarını yatırmak.”

“Tutuklanmamak veya tutuklamaya son vermek için güvence verilmesi” yargılanan kişi

yönünden önemli bir olanaktır. Ancak, önceki Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK)

döneminde çok uygulanan ve “kefaletle salıverme” olarak adlandırılan bu yükümlülük, yeni

kanun zamanında fazla uygulanmamaktadır. İçinde yaşadığımız yıllarda adli kontrol

denilince akla daha çok “yurt dışına çıkamama”, “belirli yerlere, belirlenen süreler içinde

düzenli olarak başvurma”, “tedavi ve muayeneye tabi olma”, “konutu terk etmeme”, “belirli

bir yerleşim bölgesini terk etmeme veya belirlenen yer ve bölgelere gitmeme” önlemleri ya

da yükümlülükleri gelmektedir. Buna karşılık güvence karşılığı tutuklamaya son verme ya

da tutuklamama yargıçların kararlarına pek konu olmamaktadır.

Oysa bu yükümlülük, bugün adli teşkilatın ve infaz rejiminin işleyişi için çok yararlı

olabileceği gibi, bugünkü ceza rejimi sistemine uyan bir özelliğe de sahip bulunmaktadır.

1) Bugün tutuklama, ceza mahkemelerince aşırı ölçüde uygulanmaktadır. Bunun

sonucunda cezaevlerinde on binlerce tutuklu bulunmaktadır. Yaygın uygulama insanların

hak ve özgürlüklerinin de sınırlanmasına, ortadan kaldırılmasına neden olmaktadır.

Cezaevlerindeki tutuklu yığılmaları, güncel yaşayışların sürdürülmesinde çözümü çok zor

ya da imkânsız sorunlar yaratmaktadır. Tutukluların beslenmeleri, barınmaları, dış dünya

ile ilişkileri sorunlarla birlikte çok güçleşmektedir.

Bu sakıncalar karşısında tutuklamama ya da tutuklamaya güvence karşılığında son verme

cezaevlerindeki bu yığılmayı önleyebilecektir.

2) Tutuklama, bir çeşit ön ceza ya da peşin ceza olarak nitelenmektedir. Tutuklama şartları

ile hapis cezasının şartları arasında bir fark bulunmamaktadır. Hapis cezasına mahkum

olan kişi cezasını nasıl cezaevinde çekiyorsa, tutuklu da aynı şartlarda tutukluluk süresini

geçirmektedir.

Güvence karşılığında tutuklamama ya da tutukluluğun sona erdirilmesiyle kişi sadece

malvarlığı ile zarara uğramakta, cezaevinin her yönden mahrumiyetle dolu hayatını

yaşamamaktadır.

3) Türk hukuk uygulamasında son yıllarda hep tutuklamaya gidilmesi, tutukluların özel

koşullarının, hastalıklarının, mesleki faaliyetlerinin, öğrenimlerinin dikkate alınmamasını da

sonuçlamaktadır. Tutukluluktaki insan sıradan, kişiliğinden çıkarılmış birey durumuna

gelmekte, her şeyin sınırlı ve kısıtlı olduğu bir yaşayışa girmektedir.

Oysa güvence verilmesiyle kişi, özgürlüğünü koruyabilmektedir. Bu yükümlülük ile kişi

bireysel ilişkilerini, aile yaşayışını, meslek etkinliklerini sürdürebilmektedir.

4) Bugünkü Ceza Kanunu sistemi sanığın iktisadi durumuna önem vermektedir. Sanığın

kimliğinin saptanmasında, aylık gelirin sorulması, adli para cezasının alt ve üst

sınırlarındaki miktarlar arasından seçilmesi, mağdurun zararının giderilmesi bunun bazı

örneklerini oluşturmaktadır. Dolayısıyla güvence vermeyle tutukluluğun bir arada

değerlendirilmesi bu sistemle tutarlı olmaktadır.

Yeni Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu insana öncelik tanıyan bir sistem

getirme iddiasıyla yürürlüğe girmişti. Oysa kanunlarda yer alan pek çok madde ve bunların

uygulaması bu önceliği ortadan kaldıran boyutlara ulaşmaktadır. Tutuklama, yurt dışına

çıkma yasağı, belirli kurumlara başvurma zorunluğu (Emniyet Müdürlüklerine gidip her

hafta imza vermek…) bu durumun örnekleridir. Bu uygulama Ceza Yargılamasının

işleyişini ve amacını giderek çıkmaza sokmaktadır. Oysa adli kontrol içinde yer alan

güvence verilerek tutukluluğa son verilmesi bu durumu daha hafifletebilir.