Unutulan İkinci Kavram: Ön Ödeme

Ön ödeme ceza adaletinde yayılmasına ve yerleşmesine rağmen TCK’nın 75. maddesi ile adeta ortadan kaldırılmıştır

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Güncel Hukuk’un Aralık 2017 sayısında, bugünkü ceza adalet sisteminde artık pek uygulanmayan bir kavramı kısaca incelemiştik. “Güvence karşılığı tutuklamama” ve gene “güvence alınarak tutukluluğa son verme”nin ne kadar yararlı olduğunu ileri sürmüştük. Bu uygulamaya yeniden dönülebildiğinde, bugün eleştirilen ve tartışılan “tutuklama kararlarının” olağanüstü sayılara ulaşması önlenmiş olacaktır. Güvence alınması tutuklama yönündeki yanlış ve ağır yaklaşımları önleyebilecektir.

Bu yazımızda unutulan bir başka kavramdan, kurumdan söz edeceğiz: Ön ödeme.

2005 tarihli Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan önceki yıllarda çok uygulanan ve ceza soruşturmalarının ve kovuşturmalarının azalmasını sağlayan bu kavram bugün hemen hemen uygulamadan kaldırılmıştır.

Öncelikle, ön ödemeyi düzenleyen TCK 75. maddenin ilk üç fıkrasını aynen aktarmakta yarar bulunmaktadır:

“(1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili;
a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını,
b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için otuz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı,
c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını,
Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz. Taksirli suçlar hariç olmak üzere, önödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde önödemeye tabi bir suçu işleyen faile bu fıkra uyarınca teklif edilecek ön ödeme miktarı yarı oranında artırılır.
(2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hakim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer.
(3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle ön ödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır.”

Madde TCK’nın yürürlülük tarihinden bu yana değişmemiş ancak 24/11/2016 tarih 6736 sayılı kanunla yapılan küçük değişikliklerin yanı sıra eklemelerde de bulunulmuştur.

Görüldüğü gibi ön ödemede şüpheli ya da sanık, kanunda öngörülen belirli nitelik ve ağırlıktaki suçlarla itham edildiğinde ya da yargılandığında Cumhuriyet savcısı veya yargıç ilgili kişiye, suçun ön ödemeye giren bir suç olduğunu, kanunda yazılı adli para cezasını ödediği takdirde soruşturmanın ya da kovuşturmanın sona ereceğini bildirmektedir. Şüpheli veya sanık adli para cezasını ödediğinde ceza ilişkisi sona ermekte, kamu davası açılmamakta veya düşmektedir.

Öğretide, ön ödemenin devletle kişi arasında bir barış anlaşması olduğu, böylece devletin cezalandırma hak ve yetkisinden vazgeçtiği; kişinin de yargı güvencesinden ayrıldığı ileri sürülmüştür. Ayrıca, gene ön ödeme ile cezanın bireyin rızası ile infaz edildiği de belirtilmiştir.1*

Ön ödeme ile uygulamada mahkemelerin yükü azaltıldığı gibi, davaların hızlandırılması amacı güdülmüştür.2*

Ancak ön ödeme ceza adaletinde yayılmasına ve yerleşmesine rağmen TCK’nın 75. maddesi ile adeta ortadan kaldırılmıştır.

Çünkü maddenin hemen başında “uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere” denilerek ön ödeme yerine uzlaşmaya öncelik tanınmıştır. Denenmiş ve hayli başarılı olmuş bir kurumun kenara itilmesi ve yeni bir denemeye girişilmesi, yaşadığımız dönemde olumsuz bir durum yaratmıştır.

Uzlaşmanın, kanunun ilk yıllarında uygulanamaması ve çeşitli yetki tartışmaları yaratması üzerine, alanı genişletilmiş, “Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma” başlıklı bir yönetmelik çıkarılmış ve adli teşkilat içinde kurumlaştırılmasına gidilmiştir. Bu durum adli sistemin gene ağırlaşmasına ve yavaş işlemesine neden olmuştur. Aslında olumlu sonuçlar alınmış bir uygulamadan vazgeçilip yeni bir uygulamaya geçilmesi ceza adaletimizde çok olumlu sonuçlar yaratmamıştır.

1. Bkz. Sulhi Dönmezer – Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, c.III., 11.bs., İstanbul, 1994, s.319.
2. Bkz. Dönmezer – Erman, 322. ; Ceza Adaletinde Reform İlkeleri (Ceza Adalet Reformu İlkeleri Sempozyumu, İÜHF, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Enstitüsü Yayını, 24-26 Şubat 1972, İstanbul, 1972)