Yargının Tarih İçindeki Görevi


Çatışmayı bırakmak, insanın yücelmesi ve barış içinde yaşama amacına yönelmek, yargıda yer alan herkesin önde gelen görevi olmalıdır

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Son günlerde, toplumda adalet sistemimizin işleyişi ve yargıçlarla savcıların karar, işlem ve tutumları yoğun eleştirilerin konusu oluyor… Bu eleştirilere basının bir bölümü de, örneklere dayanarak, etkili biçimde katılıyor… Hatta bazı yazarlar son derece açık olarak “yargıya güvenmiyorum” başlıklı makaleler yazıyor… Bu durum, açıkça söylenmeli ki, toplumda derin etkiler yaratıyor. Yargı ile ilişiği olan pek çok kişi adliyenin durumunu anlatıp kişisel geleceklerinden kuşkulandıklarını belirtiyor. Bilindiği gibi her duruşma salonunda, duvarda “Adalet mülkün temelidir” şeklinde bir özdeyiş vardır. Bundan yüzyıllarca önce söylenmiş bu söz bugün özdeyiş olarak kullanılmaktadır. Tıpkı “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” özdeyişi nasıl yasamanın üstünlüğünün simgesi ise “Adalet mülkün temelidir” sözü de yargının simgesini oluşturmaktadır. Ancak bu simge bugün maalesef gerçeklerle uyuşmamaktadır. Bu özdeyişe çok benzeyen bir deyiş de son yıllarda ileri sürülmüştür. Buna göre “Adalet halkın ortak aklıdır, inancıdır.” Yargının işleyişine bu açıdan bakıldığında duruşmaların herkese açık olmasının zorunlu olduğu, toplumun yargı hakkında bu yolla daha iyi değerlendirme yapabileceği belirtilmektedir.1* Bu gerekliliğe kararların gerekçeli olmasını da eklemek mümkündür. Aslında yargı, bir insanın hayatında ve geniş açıdan toplum yaşayışında, çok önemli etkiler yaratan bir kuvvetin işleyişidir. Bu işleyiş içerisinde özellikle yargıç, savcı ve avukat son derece önemli roller oynarlar. Adaletin iyi işleyebilmesi için bu üç unsurun uyumlu birbirlerine saygılı ve değer verici tutumda bulunmaları gerekir. Bugün yargının işleyişinde maalesef bu “olması gereken durumun” giderek sarsıldığı, derin yaralar aldığı görülmektedir. Her üç unsur da birbirleriyle uyum içerisinde çalışmadığı gibi kavgalı bir duruma da girmektedirler.
Oysa yargının işleyişi gerçekten büyük önem taşımaktadır. Eşleri birbirinden ayıran, küçük çocuğun velayetini anne ya da babaya veren, kiracıyı kış günlerinde evinden çıkaran, borçlunun en değerli eşyasına varıncaya kadar tedbir koyabilen ve haciz uygulayabilen, görevinden uzaklaştırılmış memuru görevine iade eden, tazminat alamayan işçiye hak ettiği tazminatı ödettiren, kamulaştırma işleminden sonra yurttaşın parasını zamanında ve haklı nedenlere dayanarak ödettiren, çevrenin korunması için gerekli kararları alabilen, vergi anlaşmazlıklarında vatandaşın ve devletin hakkını koruyan, son olarak da herhangi bir suçu işleyen kişiyi mahkum edebilen, kişinin özgürlüğünü kısıtlayabilen, tutuklama kararı verebilen hep yargıdır.
Bu örnekler konunun ağırlığını ortaya koymak için verilmiştir. Açıkça belirtmek gerekir ki bir ülkedeki iç barış, insan hak ve özgürlüklerine dayalı kanunların yapılmasına ve yürütülmesine, çağdaş anlamda insan onuruna yaraşır yönetsel kararların alınmasına bağlı olduğu kadar yargının iyi işlemesine de bağlıdır. Yargı içerisinde yargıç savcıyla, savcı avukatla, avukat yargıçla sürekli bir kavga içinde olduğunda bundan en büyük zararı vatandaş ve toplum görür.
İçinde yürüdüğümüz yol maalesef bizi bu yöne sürüklemektedir. Yargıdaki üç unsurun tüm çalışmaları, insanın yücelmesi ve barış içinde yaşama amacına uygun bir konuma erişmesine bağlıdır. Yargı içindeki çatışmayı bırakmak, bu amaca yönelmek, yargıda yer alan herkesin önde gelen görevi olmalıdır.

Bulak, Begüm, La liberté d’expression face à la présomption d’innocence, Cenevre, 2014,s.33

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.