Yargıyı Etkileme

AİHS’de yer alan kurallara uyum çabası içinde bireysel başvuru hakkının kullanılması sürecinde yargılama işlevini yerine getiren bir Yüksek Mahkemenin kararının Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı tarafından böylesine eleştirmesi ağır sonuçlar doğuracak niteliktedir
Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Anayasa Mahkemesi’nin 25/02/2016 tarihli Erdem Gül ve Can Dündar başvurusu ile ilgili insan haklarına aykırılık kararının verilmesi ve bunun yayımlanmasından sonra kıyamet koptu. Başta Sn. Cumhurbaşkanı ve daha sonra Sn. Adalet Bakanı kararı alabildiğine eleştirdikleri gibi Anayasa Mahkemesi ve kararına karşı çok sert nitelemelerde bulundular. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir dış gezisi öncesi şunları söyledi: “…Anayasa Mahkemesi, bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım ama kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum. …Yerel mahkeme bu karara direnebilirdi. O zaman AYM’nin kararı boşa çıkacaktı. Tahliye edilen kişiler AİHM’e gideceklerdi. Oradan alacakları cevap da bellidir. … Bu olayın ifade özgürlüğüyle yakından, uzaktan alakası yoktur. Bu bir casusluk davasıdır. … Bakar kör olmak durumunda değiliz. Bana göre medyanın sınırsız özgürlüğü olamaz. Dünyanın hiçbir yerinde medyaya sınırsız özgürlük yoktur. …İfade ve düşünce özgürlüğü maskesi altında bu ülkenin adına veya bu ülkeye saldırı hakkını da kimseye tanınmasına da taraftar değilim çünkü bu bir casusluktur. …”1*
Adalet Bakanı Bozdağ da Anayasa Mahkemesini eleştirdiği gibi Mahkemeye karşı çıkılmasını belirtirken ağır nitelemelerde bulundu: “…Herkesin bu kararın karşısında mahkemeye gidip gerekçeler yanlıştır demesi lazım. …Bu hukuk cinayeti karşısında durmamız lazım. …Türkiye’yi böylesine gereksiz tartışmalara kimsenin itmemesi lazım. Anayasayı çiğneyen bir iç tüzük değişikliğini Anayasa Mahkemesi yapıyor. …AYM’nin yaptığı Yargıtay’ın temyiz yetkisini gasp etmektir. AYM yetkisini böyle genişletirse çok ciddi sorunlarımız olacak. .…”2*
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün Gazetenin 29/05/2015 ve 12/06/2016 tarihli nüshalarında yayımladıkları iki yazının TCK. 327, 329 ve 330. maddeleri ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. ve 7. maddelerinde belirtilen “devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, siyasi ve askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, terör örgütünün propagandasını yapma” suçlarının unsurlarını içerdiği iddia edilmiş ve her iki gazeteci hakkında başlatılan soruşturmada 26/11/2015’te tutuklama kararı verilmişti. Bu karara karşı 01/12/2015’te itiraz reddedilmişti. Bu tarihten tutukluluğa üç defa itiraz edilmiş ve bu itirazlar hep redde uğramıştı. Her iki gazetecinin 04/12/2015 tarihindeki insan haklarına aykırılık davası Anayasa Mahkemesince 25/02/2016’da kabul edilmişti.
Anayasa Mahkemesi’ne göre tutuklamanın hukuki olup olmadığına karar verebilmek için, iddia ve isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olup olmadığı araştırılmalı, bu yayından bir yıl kadar önce 21/01/2014’te yayımlanmış bir gazete haberinin başvuru konusu ile ilgisi araştırılmalı ve tutuklamaya gidilmesinin gerekli olup olmadığı göz önünde tutulmalıdır. Yüksek Mahkeme daha sonra “tutuklama ile düşünceyi açıklama, basın özgürlüğü ile kişi özgürlüğü ve güvenliği” arasındaki ilişkileri incelemiş ve tutuklamanın bu hakları ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.
Sn. Cumhurbaşkanı ile Adalet Bakanının alabildiğine eleştirdikleri kararın özeti budur. AİHS’de yer alan kurallara uyum çabası içinde bireysel başvuru hakkının kullanılması sürecinde yargılama işlevini yerine getiren bir Yüksek Mahkemenin kararının Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı tarafından böylesine eleştirmesi ağır sonuçlar doğuracak niteliktedir. Devletin üç erkinden biri olan yargının en önemli unsurlarından biri olan Anayasa Mahkemesi’nin ülkenin en üst organlarını temsil eden kişiler tarafından eleştirilmesi ve yerilmesi, doğaldır ki, etkiler yaratacaktır. Yargının saygınlığı, yüksekliği ve kutsallığı çok sarsılacaktır.
Yargı ve yargıçlar, savcılar hep korunma altındadırlar. Hukuk düzenlemeleri içinde çeşitli kurallar yargıyı, yargıçları, savcıları korur. Yargıç bağımsızlığının, tarafsızlığının temelinde devletin korumacılığı vardır. Yargının, toplumun, basının, iktisadi nedenlerin, siyasal iktidarın, siyasetin etkisinde kalmaması için bir dizi kurallar bulunur. Bunlardan biri yargıyı etkilerden korumaktır. Bu ilkeye Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı da dahil, herkes uymalıdır… Aksi takdirde yargı alaşağı olmaz mı?

1. http://t24.com.tr/haber/cumhurbaskani-erdogan-bati-afrika-gezisi-oncesinde-konusuyor,329919
2. http://t24.com.tr/haber/adalet-bakani-aym-adeta-yaptigi-yanlisi-duzeltmek-icin-cirpiniyor,331506

 

Güncel Hukuk, Nisan 2016