Yüksek Yargının Baskı Altına Alınması

Mademki Yargıtay üyeliğinin olağan yargıçlardan hiçbir farkı yoktur, o zaman neden bugüne kadar hep “yüksek yargı” terimi kullanılmıştır ve neden bugüne kadar Yargıtay üyelerinin seçimi ile ilgili Anayasa’da tamamen ayrıcalıklı kurallar konulmuştur?

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Türkiye nedense her ay, her hafta, her gün yeni sorunlarla karşılaşıyor. Bunun son örneğini Meclis Adalet Komisyonu görüşmelerindeki Adalet Bakanı dahil, Komisyon Başkanı ve siyasal parti milletvekillerinin kavga dövüş birbirlerine girmeleri oluşturdu. Yüksek yargıya müdahaleyle ilgili TBMM’ye sunulacak “Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” bu kavganın nedeni…
Tasarı, özetle bugünkü Danıştay’ı ve Yargıtay’ı şahıs unsuru (görevdeki yargıçlar) yönünden ortadan kaldırıyor ve yeni bir Yargıtay ve Danıştay oluşturuyor. Bu büyük, ancak askeri ihtilallerden sonra görülebilecek ve Türkiye’nin önümüzdeki yıllarında çok tartışılacak değişikliğe gerekçe olarak da Bölge Adliye Mahkemelerinin kuruluşunun Yargıtay’ın yapısını çok değiştireceği, bunun yargıç güvencesi ve bağımsızlığı ile ilgisi olmadığı ileri sürülüyor. Buna inanmak zor ve yapılan değişikliği hukuken açıklamak da zor.
Tasarı’nın 13. maddesi 2575 sayılı Kanun’a eklenmekte ve şu içeriği taşımaktadır: “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Danıştay üyelerinin üyelikleri sona erer. Ancak bu tarih itibarıyla Danıştay Başkanı, Başsavcısı, başkanvekili ve daire başkanı olarak görev yapanların Danıştay üyelikleri devam eder.” Bu madde açıkça bugünkü Danıştay’ı, üyeleri olan yargıçları itibariyle hukuk dünyasından çıkarmaktadır. Aynı Tasarı’nın 24. maddesi, Danıştay ile ilgili düzenlemeyi tekrarlamaktadır. Yargıtay öngörülerek Tasarı’nın 24. maddesinde 2797 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir denilerek Geçici 15. madde düzenlenmektedir. Önemi itibari ile ve belleklerde kalması için maalesef tekrarlayalım: “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Yargıtay üyelerinin üyelikleri sona erer. Ancak bu tarih itibarıyla Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, birinci başkanvekili, Cumhuriyet Başsavcıvekili ve daire başkanı olarak görev yapanların Yargıtay üyelikleri devam eder.”
Hem Danıştay hem de Yargıtay için öngörülen bu değişiklikten sonra gene Geçici 15. maddenin ikinci ve devamı fıkralarında şu önemli kurallar getirilmektedir: Üyelikleri sona eren Yargıtay üyeleri arasından HSYK’ca beş gün içerisinde yeniden Yargıtay üyeliği seçimi yapılacak; Yargıtay’a seçilmeyen hakim ve savcılar 10 gün içinde sınıf ve derecelerine uygun bir göreve atanacaklardır. Yargıtay üye sayısı, 300’e indirilecek ve bu sayıyı aşan kadrolar hiçbir işleme bağlı kalmaksızın iptal edilecektir. Yargıtay için öngörülen 300 yargıç üye sayısı zamanla 200 üyeye indirilecek ve böylece Yargıtay alabildiğine küçültülecektir.
Yapılan bir diğer değişiklikle de Danıştay ve Yargıtay üyelerinin görev sürelerinin tıpkı Anayasa Mahkemesi üyeleri gibi 12 yılla sınırlı olacağı belirtilmektedir.
Değişikliklerle ilgili olarak Kanun’un Genel Gerekçesi’nde, Bölge Adliye Mahkemelerinin işleyişi, hukuki anlaşmazlıkları hem hukuki hem de maddi anlamda yargılayacakları ve yeni kurulacak Yargıtay’ın “temyiz mercii olarak görevinin sadece bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması sonucunda ortaya çıkan hukuka aykırılıkların denetimini yapmakla sınırlı olduğu ve böylece Yargıtay’ın tam anlamıyla bir içtihat mercii olacağı” açıklanmaktadır (Tasarı’nın 18. maddesi ve aynı maddenin gerekçesi).
Bu önemli değişiklikleri içeren Tasarı’yı hazırlayan yasama üyeleri şunu ileri sürmektedirler: “Anayasanın 154. maddesinde Yargıtay üyeliği düzenlenirken bu üyeler için ayrı bir teminat öngörülmemiş, görev sürelerine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiş, üyelerin nitelikleri ve seçim usullerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay üyelerinin sahip olduğu teminat Anayasa’da tüm hâkim ve savcılar için öngörülen teminatla aynı şekilde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, Yargıtay üyeleri için de asıl teminat, hâkimlik ve savcılık teminatı olup; hâkim ve savcılık mesleği ile olan bağın korunması bu teminatın sağlanması için yeterlidir. Bu nedenle, Yargıtay üyeliğinin 12 yılla sınırlanmasının mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatını ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.” (19. maddenin gerekçesi)
Böylece bugünkü yasama organının düşüncesine göre Yargıtay’ın tamamen değiştirilmesine ilişkin Tasarı hiçbir zaman hâkimlik ve savcılık güvencesini ve bağımsızlığını ihlal edici bir yön taşımamaktadır. Bu saptama ve inanış karşısında bir hukukçu olarak insanın aklına şu gelmektedir: “Mademki Yargıtay üyeliğinin olağan yargıçlardan hiçbir farkı yoktur, o zaman neden bugüne kadar hep “yüksek yargı” terimi kullanılmıştır ve neden bugüne kadar Yargıtay üyelerinin seçimi ile ilgili Anayasa’da tamamen ayrıcalıklı kurallar konulmuştur?” Bu sorulara cevap vermek gerçekten çok zor. Hukuk, gene siyasetin baskısı altına giriyor.

Güncel Hukuk, Temmuz 2016