Yürüyüşün Ardından

Adalet arayışıyla başlayan yürüyüşün bir süre sonra, hak, hukuk, adalet sloganına çevrilmesinin bir anlamı vardır

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Dağ başını duman almış
Yürüyelim Arkadaşlar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim Arkadaşlar

Pek çok kişinin bildiği bu dörtlüğün marş şeklinde müziğe aktarımını 1950’li yıllarda, tüm toplum ezbere bilirdi. Bilmekten de öte, gençler, törenlerde sert adımlarla yürürken, insanlar hep bu marşı söylerdi. Adı da Gençlik Marşı idi. Söylenen her dörtlükte, hep Atatürk, arkadaşları, milli mücadele yılları hatırlanırdı. Çünkü Atatürk’ün Kurtuluş ateşini arkadaşları ile yakarken hep bu marşla yürüdüğü söylenirdi. Bir İsveç marşının Türkçe’ye uyarlanmış şekli olduğu söylenen marşı yüksek sesle tekrarlayan insanlar, kendilerini her türlü zorluğa karşı mücadele edebilecek ve sonunda da, her güçlüğü yenebilecek bir psikoloji içinde bulurlardı.
Sonraki yıllarda, bu marş güncelliğini kaybetti. Harbiye Marşı, İzmir Marşı, ve son olarak da Onuncu Yıl Marşı, günün koşullarına ve siyasetine uygun olarak yığınların sesi haline geldi.
Adalet yürüyüşü, “dağ başını duman almış” marşını tekrar gündeme getirdi. Bir siyaset liderinin, 24 gün boyunca, başkentten, Türkiye’nin en büyük şehrine yürümesi, siyasi hayatımızda rastlanan bir olay değildi. Öncelikle söylemek gerekir ki, bu yürüyüş tıpkı “dağ başını duman almış” marşı gibi kişinin “kendine olan güveninin” ve “her şeyi yenebileceğinin” açık bir göstergesidir. 24 gün yaz sıcağına, susuzluğa, açlığa, yorgunluğa rağmen yürüyebilen ve etrafında milyonların yürüdüğünü bilen bir kişi, zorluğa, güçlüğe, aşılmaz sanılan sorunlara karşı çıkılabileceğini açıkça tüm dünyaya bildiren bir tutumu sergilemektedir.
“Yürüyelim Arkadaşlar” şeklindeki istek, aslında “sorunlara karşı çıkalım, savaşalım, bu zorluğu alt edelim, bizim gücümüz bunu ortadan kaldırmaya yeterlidir” anlamına gelmektedir.
Türk insanı, bu yürüyüşle, gücünü, pek çok zorluğun altından kalkabileceğini artık ilan etmiştir ve bu bilince sahip olduğunu da tüm dünyaya bildirmiştir.
Adalet yürüyüşünün anlamı nedir? Bu noktada, üzülerek olumsuz bir durumu ortaya koymak kaçınılmazdır: Türk halkı, ilk defa bu hareketle tarih önünde, yargı gücünü, Türk toplumuna şikayet etmiştir. Türk tarihinde, yargının iyi işlememesi ile ilgili pek çok örnek vardır. Tıpkı İstiklal Mahkemeleri, Yassıada mahkemeleri, 12 mart sıkı yönetim mahkemeleri, 12 eylül sıkıyönetim mahkemeleri, DGM’ler, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri, Ergenekon ve Balyoz mahkemeleri gibi … Bu mahkemeler, yargılarıyla toplumda derin yaralar açarak unutulmaz izler bırakmışlardır. Yüzlerce kişi tutuklanmış, yargılanmış, özgürlüklerinden olmuş ve hatta hayatlarını kaybetmişlerdir.
Bunlara karşı, Yüksek Mahkemelerin kimi başkanlarının dönemlerindeki kararları; Anadolu’nun çeşitli ilçe ve illerindeki hukuk ve ceza mahkemelerinin özverili yargıçlarının kararları, Anayasa Mahkemesinin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusundaki kararlarının örnek özelliklerini göz önünde tutmamak ve bunları unutmak da mümkün değildir. Ancak son yıllarda yargı gücünün devletin dayanağı olan üç erkten biri oluşunu çeşitli olaylarla, istenmeyen tutumlarla kaybettiği de bir gerçektir.
Adalet arayışı ile başlayan yürüyüşün bir süre sonra, hak, hukuk, adalet sloganına çevrilmesinin bir anlamı vardır. Toplum, herkes için hakkı, hukuku ve adaleti aramaktadır. Birbirlerinden ayrılmaz nitelikteki bu üç kavram, “eşitlik, kardeşlik ve dayanışma” kavramlarının ayrılmazlığı gibi bu yürüyüş yalnız adaleti topluma şikayet etmekle kalmamakta, herkes için hak ve hukukun var olması gerekliliğini vurgulamaktadır. Adaletin böylece ancak haklara saygı duyulması ve hukukun doğru uygulanmasıyla somutlaşabileceği, Hareketin, Yürüyüşün temel ilkesi olmaktadır.

Güncel Hukuk Ağustos 2017