Barış-Demokrasi-Hukuk Devleti Arayışı

Demokrasiye, hak ve özgürlüklere, hukuk devleti ilkesine ilişkin, geçmişten günümüze, tüketemeyeceğimiz oranda, görüş, tartışma, bilgi ve belge mevcut. Ne yazık ki; bugün de söz konusu kavramlara neredeyse ilk şekliyle dönüp bakma gereksinimi duyulmaktadır

Prof. Dr. Sevtap Yokuş

Barışı aramanın, ölüme giden yola dönüşmesi acı verirken, “sözün bittiği yerdeyiz” derken, “barış, demokrasi ve hukuk devleti” konularında en başa döndüğümüzü de anlıyoruz.

Barış sağlanmadan, demokrasinin, hukukun ve adaletin gerçekleşmesi beklenemez. Barış isteminin, demokrasi, özgürlük ve adalet istemlerini de içerdiği unutulmamalıdır. Bu istemin muhatabı esas olarak devlettir. Barış hakkı, dayanışma hakları kategorisinde yer alır ve diğer tüm hakların zeminini oluşturur. Barış hakkının da dahil olduğu tüm hakların kullanımı için, başta güvenlik olmak üzere, her türlü koşulun sağlanması, ancak demokratik hukuk devleti ile olanaklıdır.

Anayasa gereğince (madde 90/son), Türkiye’de kanunların uygulanması karşısında esas alınması emredilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, devlete klasik haklar bakımından da “pozitif edim yükümlülüğü” getirmektedir. Dolayısıyla toplantı-gösteri hak ve özgürlüğü kullanılırken, her türlü güvenlik önlemini almak devletin yükümlülükleri arasındadır. Bu doğrultuda Türkiye’de, yaşanan ölüm olaylarında siyasi sorumluluk yanında, hukuki sorumluluk da tamamen devletin icrai yetkilerini kullanan siyasi iktidara aittir.

Danıştay bazı kararlarında, nereden ve kimden gelirse gelsin uğranılan zararda, “sosyal risk kuramı”ndan hareketle, devletin sorumlu olduğu sonucuna ulaşırken; devletin, güvenliğin sağlanması ve koruma yükümlülüğünden hiçbir şekilde kurtulamayacağı anlayışına dayanan, objektif sorumluluk ilkesini uygulamıştır. (devamı Güncel Hukuk’ta) 

Güncel Hukuk, Kasım 2015