Barışa Şans Verin

Ben, eline kayısı çekirdekleri vererek uğurladığım o genç arkadaşların yüzünü de “Geri gel” diyen kardeşlerinin acısını da unutamıyorum, bu yüzden, barış gelene kadar, yine onlardan birinin sözüyle “iyi olmayacağım”

Filiz Kerestecioğlu
HDP İstanbul Milletvekili

Suruç Katliamı’nın ardından 23 Temmuz günü Barış Yürüyüşü’ne çağrı yapanlardan birisi olarak şöyle seslenmiştim:
“20 Temmuz Salı günü, yine dayanılması güç bir acı yaşadık. IŞİD saldırılarıyla yıkılan Kobane’yi yeniden inşa etmek için bir araya gelen gençler, korkunç bir saldırıya uğradılar. Çocukların bahçesinde meyve yiyeceği parklar, kütüphaneler, barış müzeleri, ormanları kurmak üzere yola çıkan gençlerin cenazelerini maalesef dün Türkiye’nin dört bir yanına taşıdık. Kaybettiğimiz gençlerden Ece’nin babası “Kuramadı kızım o kütüphaneyi, lütfen sizler kurun” diyerek acısını anlatırken, Polen’in daha 13 yaşındaki kız kardeşi “Geri gel” diyordu “Abla çok gençsin daha geri gel!”

Biliyoruz ki bu cenazelerin ağırlığını tüm Türkiye kamuoyu taşıyor, bu yüzden bizler inanıyoruz; barış elimizde!
Barış Bloku da zaten bu inançla, Türkiye’de barışı savunanların ne kadar çok, ne kadar istekli olduğunu bir kez daha göstermek adına kuruldu.
Bugün, topraklarında özgür ve eşitçe yaşamak isteyen halklar, IŞİD’in katliamlarına karşı direniyorlar. Bu direnişe ortak olmak, Rojava’da barışı tesis etmek için yola çıkan gençlerin de ölüm haberlerini alıyoruz her gün. Savaş nedeniyle ülkelerinden göçmek zorunda kalan Suriyelilerin yaşadığı yıkıma ise kendi topraklarımızda her gün tanık oluyoruz.

Gün öncelikle İŞİD’e dur demenin günüdür! IŞİD’in ayak sesleri çok uzun zamandır dünyanın her yerinde duyulduğu halde AKP ve mülki amirleri duymamakta direnmiş, “Suruç’ta IŞİD var mı?” diye soran gazetecileri gözaltına aldıran valisini iktidar korumaya devam etmiştir. Ne zaman ki IŞİD’in adımları artık koşuya dönmüş, Diyarbakır’da arkadaşlarımız parçalanmış, Suruç’ta bomba patlamış, o zaman “Biz de IŞİD’e karşıyız” denilmeye başlanmıştır.

Peki, samimiyseniz 31 gencimizin yaşam hakkını koruyamayan o valiyi görevden alın, bir seçim mitinginin güvenliğini sağlayamayan valiyi görevden alın. Samimiyseniz; IŞİD saldırısını protesto edenlerin üzerine artık net olarak öldürücü olarak kabul edilen gazları sıktırmayın, plastik mermiler attırmayın! Onların gösteri hakkını güvenceye alın, onları koruyun! Örneğin bütün bunların idari sorumluluğunu taşıyan İçişleri Bakanı istifa etsin!

Türkiye ne yazık ki “hiçbir koşulda sorumlu olmayanların, istifa etmeyenlerin ülkesi”dir!
Bu nedenle biz, öncelikle halkımızdan, yurttaşlarımızdan IŞİD’e karşı çok net bir tavır alınması için ve sorumlulara bu sorumluluklarının hatırlatılması için Barış Bloku’na destek vermelerini bekliyoruz.

Ben, eline kayısı çekirdekleri vererek uğurladığım o genç arkadaşların yüzünü de “Geri gel” diyen kardeşlerinin acısını da unutamıyorum, bu yüzden, barış gelene kadar, yine onlardan birinin sözüyle “iyi olmayacağım”! Barışı inşa edene kadar hiçbirimiz “iyi olmayalım” ve sonra hep birlikte “iyileşelim, hakikatlerimizi ortaya dökelim, yaralarımızı birlikte saralım…
Artık istiyoruz ki tek bir insan ölmesin; Türkiye’de çözüm süreci ve çatışmasızlık halinin devamı için ciddi adımlar atılsın, Ortadoğu ve Dünya’ya barışın sesi buradan yayılsın…
Çözüm süreci sadece silahsızlanma değildir; Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürleşmesi, erkek egemen siyaset ve militarist anlayışların değişime uğraması, halkların eşit haklarla, eşit yurttaşlar olarak yaşamasıdır aynı zamanda… Bunun yaşayan her canlıya, ormanlar da dahil faydası büyüktür.

Burada bir kadın olarak da sesleniyorum. Savaş kararlarını biz vermiyoruz ancak savaşın yıkımını en çok bizler hissediyoruz… Biliniz ki bizleri savaşa ikna etmek bu yüzden de çok güç! İnanıyorum ki kadınlar barış mücadelesinin en önünde yer alacaklar…

Evet, yaşadığımız bu büyük acıya rağmen, çağrıyı yaptığımız o gün dahi barışın mümkün olduğuna inanıyordum ancak ardından her şey bambaşka bir mecraya doğru yöneldi.
Yıllardır açılmasına karşı çıkılan İncirlik Üssü savaş uçaklarının kullanımına açıldı, “IŞİD’e karşı mücadele edeceğiz” denilerek ülkedeki tüm muhalifler adeta bir “terör çuvalı”na dolduruldu. Ağrı Diyadin’de gözden çıkarılan ve neyse ki kurtulan askerlere, ardından Diyarbakır’da seçim mitinginde patlayan bombayla dört kişinin ölümü, yüzlerce kişinin yaralanmasına rağmen sona ermeyen ateşkesin, maalesef iki polis memurununöldürülmesinin ardından bittiği ilan edildi! Üç yılın ardından yine sil baştan, yine acıya doğru yol almaya başladık! Oysa biliyoruz ki; özellikle 1980’lerden beri 10 yıllardır savaş, güvenlik ve baskı politikaları uygulayan “devlet aklı”yla çözümün olanağı yok! Bu ülke Türkleriyle, Kürtleriyle, tüm kimlikleriyle derin acılar yaşadı. Cumartesi Anneleri 539 haftadır hala kaybettikleri yakınlarına ulaşabilmek için bekliyorlar! Çocuğu askerde olan hiçbir ailenin üç yıldır süren ateşkesin ardından “haydi savaşa” demesi mümkün değil! O yüzden yaşama şans verin! Hiçbir siyasi ikbal insan yaşamından daha değerli olamaz. Siyaset konuşarak yapılır, çözüm konuşarak bulunur… 7 Haziran’da insanlar bu iradeyi ortaya koydular; barışa şans verin!

Güncel Hukuk Ağustos 2015