Sivil Toplum İçin Zorunlu Ve Yeni Bir Yapılanma Modeli

 

Sivil toplum, hazırladığı projeler için fon bulmakla birlikte ve fonun kullanımı sonrasında çalışma alanlarına gerçekçi bir katma değer sunamıyor

Erkan Demir

Pikan Ajans Kurucu Ortağı / Kaynak Geliştirme ve Yapı Kurma Uzmanı

Erkan Demir 

Sivil toplum kuruluşu dendiğinde hepimiz zihnimizde başka yapıları canlandırıyoruz. Hepimiz için tarifi başka, görevi ve amacı başka, yapısı başka, hedefleri başka oluşumlar beliriyor.

Uzun zamandır sivil toplum kuruluşlarını farklı kategorilere indirgeyerek tarif etmeye, sınıflandırmaya çalıştık. Kimisi devlet ya da kamu kuruluşları ile işbirliği yapan-yapmayan, şirketlerden bağış kabul eden-etmeyen, hizmet temelli-hak temelli, uluslararası-yerel, şartlı bağış alan-almayan, kamu yararına olan-olmayan, iktisadi işletmesi olan-olmayan, dernek/vakıf statüsü olan-olmayan şeklinde sınıflandırıldı ve bu haliyle anlaşılmaya çalışıldı.

Bu sınıflandırmaların tamamının işe yarar olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ayrıca neredeyse her sivil toplum kuruluşunun bu sınıfların birden fazlasına dahil olduğunu da belirtmeliyim. Ben ise burada başka bir noktaya doğru ilerlemek istiyorum. Yukarıdaki sınıflandırmalar ne olursa olsun bizim için ilk soru hep “Bu kurum/lar işe yarar mı?” olmuştur. Şirketler tarafından yürütülen ve ismine kurumsal sosyal sorumluluk denen projelerin sayısı ve çapı arttıkça da bu sorunun değerinin hiç olmadığı kadar arttığını düşünüyorum.

Dünyada ve Türkiye’de son birkaç yıldır fon sağlayıcı kurum sayısının ve fon havuzunun ciddi artış göstermiş olmasına rağmen, kurumların çalışmalarının önemli çıktılar elde edemediğini dürüst şekilde kabul etmemiz gerekiyor. Yani sivil toplum, hazırladığı projeler için fon bulmakla birlikte ve fonun kullanımı sonrasında çalışma alanlarına gerçekçi bir katma değer sunamıyor.

Bunun temelinde yatanın ise uzmanlaşma sorunu olduğunu belirtmem gerek. Bunu okuyanlar pek çok sivil toplum kuruluşunun uzmanlaştığı alanların olduğunu söyleyecektir ancak benim uzmanlaşmadan kastettiğim çalışma alanı değil.

Kendisini yeniden inşa etmenin arifesinde olan sivil toplum dünyası için üç temel uzmanlık alanı olduğunu düşünüyorum. Bunlar; araştırma-raporlama, aktivizm-kitle oluşturma, proje-kampanyadır.

Sivil toplum, çalışmaları için kullandığı bütçe geçtiğimiz yıllar içinde artış gösterse bile kendisini geliştirmek, dönüştürmek ve verimliliğini artırmak adına etkileyici yatırımlar yapamadı. Kendilerini de günümüzde çalıştıkları konu üzerinden tanımladıkları için sivil toplum kuruluşlarından ilgili konularda her şeyi yapmalarını bekliyoruz. Gelinen bu noktada artık bu kurumların kendilerini ilgili konular içerisinde yukarıda belirttiğim üç temel uzmanlık alanından birine konumlandırması gerektiğini düşünüyorum. Bu konumlandırma hem kurumların tüm insan gücüyle birlikte tek bir noktaya odaklanmasını sağlayacak hem de yıllardır çok da becerilemeyen diğer kurumlarla işbirliği sorununu ortadan kaldıracaktır.

Örneğin çevre konusunda çalışan bir kurumun artık hem araştırma yapıp ihtiyaçları ortaya koymasını hem kampanya ve projelerle sorunun çözümünü sağlamasını hem de kendisiyle birlikte hareket eden bir kitle yaratarak kamuoyu oluşturmasını beklemek çok da akıllıca gelmiyor. Dünyanın ortak gündem maddelerinden olan küresel ısınma sorununa bakınca bile (konunun siyasi kısmını kenarda bırakarak), aynı şekilde ve aynı yöntemlerle çalışma yapan kuruluş sayısının her gün artmasına rağmen, sorunun azalma eğilimi göstermediğini de kabul etmek gerekiyor. Oysa özel sektörün bile sürdürülebilirlik adı altında yeşil ekonomi yaratma çabasının olduğu bir dönemdeyiz.

Önerim ise artık birbirinin benzeri olan, kullanılan onca bütçeye ve insan gücüne uymayacak şekilde çok az kişiye ulaşabilen, farklı insan gücüne rağmen aynı sonucun beklendiği kampanyalar/projeler hayata geçirmeye çalışmaktansa artık o sonuca ulaşmak için kooperatif bir çalışma yönteminin zorunlu olduğunun farkına varmak ve en verimli çalışmaları yapabileceğimiz kısımda uzmanlaşmaya gitmektir. Ki çoğu sivil toplum kuruluşunun kendi içinde farklı birimleri kullanarak oturtmaya çalıştığı entegre kampanyacılık yönteminin daha büyük çaplı ve değişim yaratma potansiyeline sahip olanı aslında bahsettiğim.

Küresel ısınmadan devam edersek ve yerelde etki etmek istiyorsak; Türkiye’nin küresel ısınma ile ilgili yaşayacağı sorunları, bu soruna ne ölçüde sebep olduğu, kamunun, özel sektörün ve bireylerin etkilerini düzenli ve tarafsız şekilde raporlamak, bu raporları sürekli olarak revize etmek zaman içerisinde sizi konuda “uzman” yapacaktır.

Yine diğer kurumdan gelen bu raporlarla birlikte doğru bir yol haritası çıkarmak, orta ve uzun vade planlaması yapmak, projenin çıktılarını görebilmek için düzenli revizyonlara gidebilmek, paydaşların bilgilerini etkin kullanabilmek ve projenin belli bir ölçüde bile başarıya ulaşmasını sağlamak sizi zaman içerisinde “uzman” yapacaktır.

Keza aynı şekilde, tüm araştırmaları ve projeleri diğer kurumlar tarafından yapılan bir konuda, kitleleri bilinçlendirmek, kamu ve özel sektörü konuya ilgi duyması için yönlendirmek, projelerin başarı elde edebilmesi için size katılmış kitleler ile gerekli aktivizm süreçlerini yürütmeniz sizi zaman içerisinde “uzman” yapacaktır.

Bu sayede, bir temel program en az üç farklı kurum tarafından paylaşılmış olacak, kurumlar uzmanlıkları gereği başarıya ulaşabilmek ve gerekli değişimi yapabilmek için çalışmaya devam edeceklerdir. Ya da diğer deyişle aynı iş için üç farklı bütçe kullanmak yerine toplam bütçeden verimli ve odak noktası belli üç farklı çalışma ortaya çıkacaktır. Aynı şekilde bu üç kurum da ortak bir fayda için başarıyı bölüşmenin gerekli olduğunu göstereceklerdir.

Bu süreç aynı zamanda kurumlara fon sağlayan bireyler için de çok daha inandırıcı olacak ve nihayetinde işe yararlılık konusu artık soru olmaktan çıkacaktır.

Önümüzde süreç içerisinde bu uzmanlaşmaya giden kurumların giderek büyüyeceğini ve etkisinin artacağını düşünüyorum. Tersi şekilde de kemikleşmiş yöntemler ile çalışmalarına devam eden kurumların her yıl fon bulma konusunda daha da ciddi sorunlar ile karşılaşması ve zaman içinde etkilerini topyekûn kaybetmeleri muhtemel. Oysa artık sadece çabalayan olarak kalmayıp, başaran olmak gerekiyor.