Dünyanın Her Yerinde Hak Arama Çabası Yeni Şiddetler Doğuruyor

“Kadın hareketi dev gibi bir iş başarmış; kadınlara şiddeti tanımlayabilmiş, şiddete boyun eğmemeleri gerektiğini anlatabilmiş. Kadınlar bunu fark etmişler ve kabul etmeyeceğiz artık diyorlar, adını koyuyorlar”

Begüm Baki

Diyarbakır’da KAMER’in kurucusu Nebahat Akkoç’la bir araya geldik. 1990’lı yılların yoğun şiddet ortamında kurulan ve 2005 yılında vakıf statüsü kazanan KAMER bugün Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bulunan 23 ilde kadına yönelik şiddetle ilgili çalışmalarına devam ediyor. Nebahat Akkoç aynı zamanda ifade özgürlüğü ihlali, kocasının öldürülmesi ve gözaltılarda yaşadığı işkencelerden dolayı AİHM’de davaları olan bir isim. Akkoç Davası olarak geçen bu dava Türkiye’den AİHM’e yapılan ilk başvuru olma özelliği taşıyor. Nebahat Akkoç’la kadın çalışmalarına yönelişini, KAMER’in kuruluşunu ve kadınların mücadelesini konuştuk.

90’lı yıllardaki şiddet ortamında KAMER nasıl bir süreçle kuruldu?
Herkesin KAMER’e başlama sürecinde farklı bir hikâyesi vardır. Benim şiddetle ilgili bu kadar farkındalık yaşamam 90’lı yıllarda buradaki genel siyasal şiddet olaylarıyla ilgili oldu. Hukuk yolları o dönem o kadar tıkandı ki… O zaman İnsan Hakları Derneği’nin Genel Yönetim Kurulu üyesiyim, Fevzi Veznedaroğlu, Sevtap Yokuş birlikte çalışıyoruz. O zaman iç hukukta hiçbir haksızlığın hesabını soramıyorduk. Ben O zamana kadar AİHM’e bireysel başvuru hakkında pek bir şey bilmiyordum. Bir gün arkadaşlarım Essex Üniversitesi’nden Kevin Boyle’u “Diyarbakır’a çağıralım” dediler. Büyük bir sinema salonu kiraladık. Kevin Boyle gelecek, bize bireysel başvuru nasıl yapılır, AİHM nedir ne değildir anlatacak. Hukukçular elbette biliyor ama ben sendikacıydım o zaman, benim gibi insanlar pek de bilmiyordu. Gerekli hazırlıklar yapıldı. Toplantı günü evimden çıktım, yolda 100’e yakın polis, asker gördüm. O kadar büyük güvenlik önlemleri alınmış ki bu toplantı için. AİHM sürecinin ne kadar önemli olduğunu, bu toplantının ne kadar dikkatle yapılması gerektiğini o günden sonra öğrendik. Az katılım oldu ama çok güzel bir konferans oldu, Boyle bize Latin Amerika kökenli siyahi bir Avrupalının ayrımcılıkla ilgili bireysel başvurusunu anlattı. O zaman ben aynı zamanda sendika başkanıyım. Öğretmenler öldürülüyor; benim sendikacılık dönemimde 16 arkadaşım öldürüldü. Hemen ertesi gün bir başvuru formu edinip, “öğretmenler öldürülüyor, can güvenliğimiz yok” diye Kasım 1992’de AİHM’e ilk başvuruyu yaptım. Meğer o Türkiye’den AİHM’e yapılan ilk başvuruymuş. Ondan sonra hayatım değişti, tehditler almaya başladım. Sendikacılık dönemimde öldürülen son öğretmen, benim kocam oldu. 92 Kasım’da biz başvuruyu yapıyoruz, 93 Ocak’ta benim kocam öldürülüyor. Aradaki üç ay hayatım cehenneme döndü, sürekli tehditler… Yas dönemi geçtikten sonra hemen faili meçhul kalan cinayetle ilgili başvurumu da yaptım. Ondan sonra sürekli gözaltına alınmaya başlandım. Ondan sonra, ilki 94 Şubat’ta olmak üzere sürekli gözaltına alınmaya başlandım. Her bir gözaltı süreci cehennem gibiydi, işkenceler falan. İçeride söylenen tek şey var: “Sen Türkiye’yi şikayet ettin, AİHM’den davanı çekeceksin!” (devamı Güncel Hukuk’ta)

Güncel Hukuk, Temmuz 2016