Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz Söyleşisi

  1. “Aydının Korkusu Öldürülmek Değil,

Üzerine Düşeni Yapamamış Olmaktır”

Tam olarak böyle söyledi Hayrettin Ökçesiz… Özgür düşünce ve özerk birey çerçevesinde kendine biçtiği “görevlerin” farkında ve peşinde olarak…

Zehra Kafkaslı

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz’le davalarından birinin ertesinde buluştuk. Sivil itaatsizlik konusunda uzun süredir akademik çalışmaları olan bir akademisyen olarak hem kendi eylemlerini hem de Türkiye’deki toplumsal olayları anlatmasını istedik. Siyasi bir tavır olarak en çok umut etmeyi seçmiş Ökçesiz’le hakkında açılan davaları, AİHM başvurularını, eylemlerini, devleti, siyaseti, ifade özgürlüğünü ve akademiyi konuştuk…

Fotoğraflar: Alper Kırklar

Fotoğraflar: Alper Kırklar

Cumhurbaşkanına hakaretten hakkınızda dava açıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili yaptığınız dava başvurusuyla başlayan süreç üniversiteden atılmanıza neden oldu. Son birkaç yılda tek başınıza yürüttüğünüz pek çok eyleminiz var. Bunların sonucunda şimdi ne durumdasınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
En zorunu sordun, çünkü kendimi çok kötü hissediyorum. Olacak iş değil, böyle çöpe atılmak çok zoruma gidiyor, bu kadar emek verdim. Söylemeyeyim dedim ama en zor yerinden başladın Zehra. Tüh!
***

Sivil itaatsizlik, pasif direniş konuları sizin uzmanlığınız. Türkiye’de çok karanlık görünen tabloya karşın bu konularda ilginç gelişmeler de oluyor. Gezi direnişi mesela… Yakınlarda liselerden gelen açıklamalar… Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hiç aklımın ucundan geçmezdi ama kendimi hatırladım. 68’de liseliydim, biz de yaptık aynı şeyleri. Demek ki lisenin huyunda bir iş var. Çocuk uyur uyur, lisede birden bahar, tomur, sıcak basar, toprak kokmaya başlar. Gençliğin başladığı yer lisedir, çocuklar artık kalıba sığmaz. O vicdan denen şey ilk uyanışını bu zamanlarda yaşıyor, sonra korkutuluyor. Pırıl pırıl bir vicdan, güç ama nasıl bir güç! İnsanın içinde güzel ne varsa -sevinç, coşku diyebileceğimiz- o bahara uyanıyor. Bahara uyanınca da ortaya “Gezi” çıkıyor işte. Gezi, liselidir benim gözümde.
Türkiye’de iki gençlik arasındayız biz. Bir de IŞİD gençliği gelişiyor, vicdanına uyanamamış gençlik. Onlara gençlik yasaklanmış, mevsim hep kış. Onların baharı gelmiyor, gelmeyecek. Çünkü aileler de kış, kafa da kış, pompalanan inançlar da kış. Çocukları kıskıvrak esir almışlar. Bir de bomba yapıyorlar çocuklardan. İnsandan bomba yapılır mı?! Çocuklardan bomba yapıyorlar. Yapılacak iş; o boz, bulanık kış iklimine girip çocukları oradan kaçırmak. Eğer bu çocuklar üstün gelirlerse Türkiye gerçekten bitti demektir. Bu iki gençlik at başı gidiyor, hatta bizimkiler, Gezi gençliği arkadan geliyor, onlar Taksim’de piyano çalıyor. Bunu kimse anlamaz, hatta bunun için kötü de söylerler ama bu, dünyada yüzyılın olayıdır. Türkiye’de bugün siyasette çıkılacak nokta Gezi’dir. Hangi parti varsa hepsine söylemek lazım. Sadece Türkiye için değil, insanlık için çıkılacak nokta Gezi’dir. Çünkü, Gezi’nin içerisinde Cumhuriyet, aydınlanma, insan aklına güven, insan aklının kendi değerini görmesi var; özerk birey var.

(Devamı Güncel Hukuk Dergisi’nde…)
Güncel Hukuk, Ağustos 2016