AYM’nin Selçuk Taşdemir Kararının Eleştirisi

Başvurucu, barışçıl gösteri ve ifadeleri nedeniyle hem özgürlüğünden mahrum kalmakta hem de üniversiteden atılmış olması sebebiyle eğitim hakkı ihlal edilmektedir

Av. Benan Molu – Av. Ramazan Demir

Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, 20 Mayıs 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Selçuk Taşdemir başvurusu ile ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kullanan öğrencilere açılan disiplin soruşturmaları nedeniyle okuldan uzaklaştırılan/atılan öğrencilerin eğitim hakkıyla ilgili önemli bir karar verdi.1* Aşağıda Nevroza katıldığı için hakkında ceza davası ve disiplin soruşturması açılan ve üniversiteden atılan Taşdemir’in eğitim hakkının ihlal edilmediğine karar veren AYM’nin kararını İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) kararları doğrultusunda değerlendireceğiz.2*

Başvuruya Konu Olay
Başvurucu Selçuk Taşdemir, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314. maddesinde düzenlenen örgüt üyeliği ve TCK’nin 215. maddesinde düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçlarını işlediği iddiasıyla Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmış, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin başvurucuya verilen hapis cezasını onamasının ardından şu an hükümlü olarak Edirne F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunmaktadır.
Başvurucuya Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümü 4. sınıf öğrencisiyken, 19 Mart 2006 tarihinde düzenlenen Nevroza katıldığı gerekçesiyle Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğü tarafından 15 Mayıs 2006 tarihinde disiplin soruşturması açılmış ve 6 Kasım 2006 tarihinde Yüksek Öğretim Kurumları (YÖK) Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 10. maddesinin (e) fıkrası uyarınca “yükseköğrenim kurumundan çıkarma cezası” verilmiştir. Bu karar ile birlikte, söz konusu Yönetmelik’in temel dayanağı olan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Kanunu’nun o dönem yürürlükte olan 54. maddesinin (g) fıkrası uyarınca, başvurucunun bir daha herhangi bir yüksek öğrenim kurumuna başvurma imkanı da ortadan kalkmıştır.
Bu karara karşı Sivas İdare Mahkemesinde yürütmeyi durdurma talebiyle açılan iptal davasında İdare Mahkemesi önce yürütmeyi durdurma talebini reddetmiş, daha sonra başvurucunun Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam eden davasında TCK’nin 215. ve 314. maddeleri uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasını gerekçe göstererek, 29 Mayıs 2006 tarihinde işlemin hukuka uygun olduğuna ve davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu bu kararı temyiz etmiş, Danıştay 8. Daire Başkanlığı 18 Eylül 2012 tarihinde hiçbir gerekçe göstermeden temyiz istemini reddetmiştir. Karar düzeltme talebinin de reddedilmesi üzerine başvurucu 21 Ekim 2013 tarihinde eğitim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuştur.

AYM’nin Değerlendirmesi
AYM, 3 Mart 2016 tarihinde Genel Kurul kararı ile, oyçokluğuyla, başvurucunun eğitim hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. AYM, “yasadışı örgüt üyeliği” ve “örgüt adına faaliyette bulunma” suçlarından ceza alan başvurucu hakkında disiplin soruşturması açılmasını ve başvurucunun yükseköğretim kurumundan çıkartılmasını Anayasa’nın 42. maddesinde düzenlenen eğitim hakkına bir müdahale olarak görmüştür. Müdahalenin eğitim hakkını ihlal edip etmediğini incelerken kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik kriterlerini dikkate almıştır. Bu bağlamda müdahalenin yasal dayanağı olarak YÖK Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 10. maddesinin (e) fıkrasını göstermiş, üniversitede disiplin ve güvenliğin sağlanması amacıyla uygulanan disiplin cezasının meşru bir amaç taşıdığına karar vermiştir.
Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelerken ise başvurucu hakkında katıldığı Nevrozda attığı sloganlar nedeniyle örgüt üyesi olduğu ve örgüt adına faaliyette bulunduğu iddiasıyla açılan ceza davasını esas almış, 2006 tarihli 2547 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (g) fıkrasının 2011 yılında AYM tarafından iptal edildiğini, bu nedenle başvurucunun 2011 yılından sonra yeniden sınava girerek üniversiteye gitmesinin önünde hukuki bir engel olmadığını söyleyerek eğitim hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

İHAM Kararları Işığında AYM Kararının Eleştirisi
Öncelikle başvurucu, hakkında açılan ceza davasında 19 Mart’ta boş bir arazide düzenlenen nevroza katıldığı ve burada Herne Peş isimli marşı söylediği ve “Biji Nevroz”, “Tecrite Son”, “Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” ve “Her Biji Serok” gibi sloganlar attığı iddiasıyla örgüt üyeliği suçundan yargılanmış ve hapis cezası almış, yüksek öğrenim kurumundan çıkartılması yönündeki disiplin cezası da bu nedenle verilmiştir.
Her ne kadar AYM, eğitim hakkının ihlal edilmediği yönündeki kararında müdahalenin yasal dayanağının ve sağladığı meşru amacın kurum içi düzenin sağlanması ve korunması olduğunu belirtmişse de, somut olaydaki gibi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün kapsamında olan ve üniversite içerisinde bile gerçekleşmeyen bir etkinlik nedeniyle başvurucuya “kurum içi düzeni sağlamak” amacıyla böyle bir yaptırım uygulanması meşru kabul edilemez.
Kaldı ki bu değerlendirmeyi yaparken, meşru amaç çerçevesinde elde edilmek istenen beklentiler ile hakkın sınırlandırılması arasındaki orantılılık ve bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı da dikkate alınmalıdır.
Bu bağlamda vurgulanması gereken ilk nokta, başvurucunun bu sloganları üniversite içerisinde değil, üniversitenin dışında ve boş bir arazide attığıdır. Üniversitesinin içerisinde bile gerçekleşmeyen bir eylem nedeniyle üniversitenin düzenini korumak amacıyla üniversiteden atılan başvurucunun, üniversite içerisinde şiddet içeren bir eyleme katıldığı ya da kişileri şiddete teşvik ettiğine, aynı şekilde üniversitedeki asayiş ve düzeni bozduğu ya da bozma girişiminde bulunduğuna yönelik ne dava dosyasında ne de üniversitenin verdiği kararda bir bilgi ya da delil bulunmaktadır.3*
Altı çizilmesi gereken ikinci nokta ise, başvurucunun katıldığı nevrozun ve bu sırada attığı sloganların İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 10. ve 11. maddelerinde düzenlenen ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında korunduğudur.4*
İHAM, öğrenci arkadaşlarının öldürülmesini protesto eden ve arkadaşlarını anmak için bir araya gelip üniversite içerisinde eylem yapan ve bu sırada pankart taşıyıp slogan atan başvuruculara izinsiz ama barışçıl bir gösteriye katıldıkları için hapis cezası verilmesini ve başvurucular hakkında bu nedenle üniversitelerinde açılan disiplin soruşturması sonucunda bir dönem okuldan uzaklaştırma cezası verilmesini İHAS’ın 11. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri özgürlüğüne aykırı bulmuştur. Mahkeme, yerel mahkemelere sunulan video görüntülerini incelemiş ve eylemin barışçıl olduğunu ve eylem/anma sırasında ne başvurucuların ne de diğer öğrencilerin herhangi bir şiddet eylemine başvurduklarını tespit etmiş; ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında korunan bir eylem nedeniyle başvurucuların cezai yaptırım tehdidi altında bırakılmasını eleştirmiştir.5*
Bu kararlardan da anlaşılacağı üzere, başvurucu, barışçıl gösteri ve ifadeleri nedeniyle hem özgürlüğünden mahrum kalmış/kalmakta hem de üniversiteden atılmış olması sebebiyle eğitim hakkı ihlal edilmektedir.
Oysa AYM kararında bu noktalara hiç değinmemiş, başvurucunun katıldığı eylem ve attığı sloganların ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında korunduğuna dair bir değerlendirmede bulunmadan yalnızca başvurucu hakkında verilen hapis cezasına ve bu hapis cezasına dayanarak verilen ve hukuka uygun bulunan disiplin cezasına odaklanarak bu konuda İHAM’ın yerleşik içtihatlarına bile yer vermemiştir.
Dava dosyasındaki delillerin Yönetmelik’in 10. maddesinin (e) fıkrasında sözü edilen “kanundışı kuruluşlar adına faaliyette bulunmak ya da yardımda bulunmak” olarak yorumlanamayacağı açıktır. Buna rağmen başvurucu, o dönem yürürlükte olan 2547 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (g) fıkrası uyarınca, son sınıf öğrencisiyken, bir daha başka bir yükseköğrenim kurumuna giremeyecek şekilde üniversiteden atılmıştır.
İHAM’a göre eğitim hakkı, esas itibarıyla iç kurallara uymak amacıyla bir eğitim kurumundan uzaklaştırma ya da çıkarma da dahil olmak üzere disiplin tedbirlerine başvurmayı engellememektedir.6* Ancak yine İHAM’a göre, bu tip müdahaleler hakkın özüne zarar vermemeli ve İHAS ve Ek Protokolleri’nde düzenlenen haklara ters düşmemelidir.7*
AYM de 28 Nisan 2011 tarih ve 2009/59 Esas ve 2011/69 Karar sayılı kararıyla 2547 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (g) fıkrasını “eğitim hakkı ile Anayasa’nın 42. ve 13. maddelerini birlikte değerlendirerek, eğitim hakkından yararlanmayı imkansız hale getirerek hakkın özüne dokunduğu” gerekçesiyle iptal etmiştir.
AYM bu kararı hatırlatarak, başvurucunun, başvurucuya disiplin cezası verildiği 2006 yılından söz konusu fıkrasının iptal edildiği 2011 yılına kadar başka bir yükseköğrenim kurumuna başvurma imkanı olmasa da 2011 yılından sonra yeni bir yükseköğrenim kurumuna başvurması önünde bir engel olmadığını söylemiş ve başvurucunun yeni bir yükseköğrenim kurumuna başvurmadığı beş yıllık süreyi orantılı bularak eğitim hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Oysa başvurucunun son sınıf öğrencisiyken üniversiteden atıldığı ve yeni bir üniversiteye başlayıp mezun olabileceği bu beş yıllık süreyi hiçbir kuruma başvuramadan geçirmek zorunda kaldığı dikkate alındığında, böyle bir disiplin yaptırımının uygulanması makul ve orantılı kabul edilemez.
İHAM, Kürtçe’nin seçmeli ders kapsamına alınması için dilekçe veren ve ifade özgürlüğü kapsamında korunan bu dilekçeler nedeniyle üniversite öğrencilerinin disiplin soruşturması ile bir ve iki dönem okuldan uzaklaştırılmasını bile orantılı bulmamış ve eğitim hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.8* İHAM bu sonuca ulaşırken söz konusu yaptırımın daha sonra İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmesine rağmen, iptal tarihine kadar öğrencilerin kaybettikleri bir ya da iki dönemin öğrencilerin hayatında telafi edilemez olduğuna dayanmıştır.
Somut başvuru bakımından başvurucunun bu disiplin yaptırımına karşı İdare Mahkemesi ve Danıştay’da açtığı davalar herhangi bir gerekçe gösterilmeden reddedilmiş, AYM’nin iptal kararına kadar geçen beş yıllık sürede başvurucu eğitim hakkından telafi edilemeyecek düzeyde mahrum bırakılmıştır.
Nitekim AYM başkanı ve başkanvekili Zühtü Arslan ve Engin Yıldırım, karara yazdıkları muhalefet şerhinde bu duruma değinmiş, başvurucunun disiplin cezasının verildiği 2006 yılından AYM’nin söz konusu iptal kararının yürürlüğe girdiği 2011 yılına kadar yaklaşık beş yıl boyunca herhangi başka bir yükseköğretim kurumuna başvuramamasının eğitim ve öğrenim hakkına yönelik çok ağır bir müdahale olması ve ayrıca, başvurucunun cezanın konu edildiği yargılama sürecinin sonuçlandığı 2013 yılına kadar fiilen eğitim hakkından mahrum kalması sebebiyle bu kadar uzun süre başvurucunun eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılmasının demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olarak kabul edilemeyeceğini söyleyerek ihlal kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.9*

Sonuç Yerine
2011 yılından bu yana artarak devam eden “tutuklu öğrenci” sorunu üzerine çalışan Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma Ağı’nın verilerine göre, şu an Türkiye’deki cezaevlerinde, özellikle 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinden sonra muhaliflere yönelik artan baskıların bir sonucu olarak, 400’ün üzerinde öğrenci bulunduğu, 2012 yılında YÖK Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik ile Yönetmelik’in “yükseköğretimden çıkarma cezası gerektiren disiplin suçları” başlıklı maddesine “mahkeme kararıyla kesinleşmiş olmak kaydıyla, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, böyle bir örgütü yönetmek veya bu amaçla kurulan örgüte üye olmak, üye olmamakla birlikte örgüt adına faaliyette bulunmak veya yardım etmek” hükmünün eklendiği10* ve son olarak 677 sayılı KHK’nin 4. maddesiyle “örgüt üyeliği veya bu örgütlerin faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlardan tutuklu ya da hükümlü bulunan kişilerin, OHAL’in devamı ve kurumda barındırıldıkları süre zarfında, ülke genelinde uygulanan merkezi sınavlar ile örgün veya yaygın her türlü eğitim-öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından cezaevi içinde ya da dışında yapılan ya da yaptırılan sınavlara giremeyecekleri” de dikkate alındığında, yapılan yasal düzenlemelerle özellikle tutuklu öğrencilerin eğitim hakkına yönelik son yıllarda git gide artan müdahalelere karşı hak ve özgürlükleri korumakla yükümlü AYM’nin bu kararı daha da önem kazanmaktadır.
Öğrencilerin yargılandıkları davalarda mevcut uygulama, ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında korunan hemen her ifade ve eylemin “terör propagandası” ve her türlü dernek, siyasi grup ya da örgütü “terör örgütü” olarak kabul ederek yargılama yapmak yönünde olduğu için, yasal düzenlemeler ve AYM’nin bu kararının uygulama ile birlikte çok ağır sonuçları olabileceği kolaylıkla öngörülebilmektedir.

1. Selçuk Taşdemir başvurusu, Başvuru no. 2013/7860, Karar tarihi: 03.03.2016.
2. AYM’nin bu kararına karşı, makalenin yazarları tarafından İHAM’a başvuruda bulunulmuştur.
3. Aynı yönde bkz. İrfan Temel ve Diğerleri v. Türkiye, başvuru no. 36458/02, 03.03.2009, para. 43.
4. Yerleşik içtihat içerisinde bkz. Gözel ve Özer v. Türkiye, başvuru no: 43453/04 ve 31098/05; Faruk Temel v. Türkiye, başvuru no: 16853/05; Öner ve Türk v. Türkiye, başvuru no: 51962/12; Gül ve Diğerleri v. Türkiye, başvuru no:4870/02; Gerger v. Türkiye, başvuru no: 24919/94; Sürek ve Özdemir v. Türkiye, başvuru no: 23927/94 ve 24277/94.
5. Akgöl ve Göl v. Türkiye, başvuru no. 28495/06 ve 28516/06, 17.05.2011.
6. Yanaşık v. Türkiye, (kabul edilemezlik kararı), başvuru no. 14524/89, Karar tarihi: 06.01.1993.
7. Campell ve Cosans v. Birleşik Krallık, başvuru no. 7511/76 ve 7743/76, 25.02.1982.
8. İrfan Temel ve Diğerleri v. Türkiye, başvuru no. 36458/02, 03.03.2009.
9. Selçuk Taşdemir Başvurusu, Muhalefet Şerhi, para. 14-15. Başvurucu ile aynı eyleme katılan ve yine Sivas Üniversitesi tarafından aynı gerekçeyle üniversiteden atılan İdris İsen’in başvurusunda da AYM eğitim hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. AYM’den oybirliği ile çıkan bu karara karşı da makalenin yazarları tarafından İHAM’a başvurulmuştur. İdris İsen Başvurusu, başvuru no. 2013/7171, Karar tarihi: 13.04.2016.
10. Burada “güvence” sayılabilecek tek koşul olan “mahkeme kararıyla kesinleşmiş olma” şartının son dönemde öğrenciler hakkında arka arkaya verilen mahkumiyet kararları düşünüldüğünde bir güvence fonksiyonu taşımadığı açıktır. Benan Molu, Esra Demir Gürsel, Gülşah Kurt, Hülya Dinçer, Zeynep Kıvılcım, Üniversitelerde Disiplin Soruşturmaları: Öğrencilerin İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü – AİHS Çerçevesinde Bir Değerlendirme, 12 Levha Yayınları, Eylül 2013, s. 235.

 

Güncel Hukuk Ağustos 2017